Menü Kapat

Yönetim Tarihi Perspektifinden Devlet Yönetimi Çağı

Devlet yönetimlerinin geleceği öngörebilecekleri temel alan, yönetim tarihi, yani geçmişte yaşananlardır. Tarihî olayları birbirleriyle örüntüleyerek gelecek öngörüsü oluşturmak, sağlıklı bir yöntemdir. Bu sebeple tarih, devlet yönetimi ve yöneticileri için son derece önemlidir.

Yönetim tarihine bakıldığında, bir çağı kapatan ve yeni bir çağı başlatan İstanbul’un fethi sürecinde çok önemli yönetimsel dersler bulunmaktadır. Devlet yöneticilerinin, fetih sürecindeki her aşamayı dikkatlice irdeleyerek gerekli dersleri çıkarması gerekmektedir. Bir ay, üç hafta ve iki gün; yani 53 gün gibi kısa bir sürede gerçekleşen bu zafer, iyi bir yönetici için çıkarılacak derslerle doludur.

Pandemi döneminde başlayan yeni çağda da devlet yönetimi doğrudan etkilenmiştir. Bu sebeple yeni çağın başlama eşiğinde bulunulan bu dönemde, devlet yöneticilerinin fetih sürecini iyi analiz ederek devleti yeni çağa doğru şekilde konumlandırması gerekmektedir.

Fetih, sadece yöneticiler için değil, liderler için de derslerle doludur. Fatih Sultan Mehmet’in fetih sürecindeki psikolojisi, idare anlayışı ve yönetim teknikleri son derece kıymetlidir. Kaldı ki yalnızca savaş sürecinde değil, öncesindeki hazırlık aşamalarında sergilediği vizyon da çok değerlidir. Tüm bunların her biri başlı başına birer ders konusudur.

Savaş sırasında sonuç alınamadığı anlarda devreye sokulan alternatif planlar, hazırlıkların ne kadar ince düşünülerek yapıldığını göstermektedir. Ayrıca daha önce yapılmamış olanı yapmanın değeri; bu savaşta kullanılan toplar ve gemilerin karadan yürütülmesi gibi, ekstrem hatta hayal olarak görülebilecek seçeneklerin değerlendirilmesiyle daha da belirgin hâle gelmektedir.

Bir lider için devletin istikbali her şeyden önemlidir. Yeni bir çağa girerken de devletin ana omurgası başta olmak üzere, kritik yönetici seviyesindeki tüm kadroların yenilenmesi gerekmektedir. Bu noktada Fatih’in, fetih sürecinde beyin takımına yalnızca her dediğine “evet” diyenleri değil, fikirlerine muhalefet eden vezirleri de dahil etmesi önemli bir liderlik örneğidir. Farklı fikirlerden oluşan bu beyin takımında yaşanan her fikir çatışması, liderin en doğru kararı alabilmesi için uygun bir zemin hazırlamıştır.

Ayrıca Fatih’in hocası Akşemseddin’in, savaşın ilerleyen günlerinde İstanbul’un alınamaması ihtimali karşısında morali bozulan Fatih’i nasıl mental olarak toparladığı ve motive ettiği de son derece kıymetli bir örnektir.

Savaş sırasında Fatih’e yazdığı rivayet edilen mektup, yönetimsel açıdan bugün bile geçerliliğini korumakta ve önemli dersler barındırmaktadır.

Mektup şöyledir:

“… Şimdi yumuşaklık ve merhamet gerekmez. Bu hususta kusuru görülenler, fethe muhalif olanlar tespit edilip, bunlar görevden azil dâhil gereken en şiddetli ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer bunlar yapılmazsa, kaleye yeni bir hücuma kalkışıldığında, hendeklerin doldurulmasına karar verildiğinde gevşeklik gösterilecektir. Bilirsiniz, bunlar yasaktan (zordan) anlayan Müslümandır. Allah için canını, başını ortaya koyan azdır. Meğer bir ganimet göreler, canlarını dünya için ateşe atarlar.

Şimdi sizin yapmanız gereken, bütün gücünüzle, fiilen, emirle, hükümlerinize, sözünüzle işe sarılmanız, gayret göstermenizdir.

Bu tür görevler, gerektiğinde merhameti ve yumuşaklığı az, şiddet kullanabilecek zora başvurulabilecek kimselere verilebilmelidir. Bu, hem geçmişteki uygulamalara, hem de dine uygundur.

Allah şöyle buyuruyor: “Ey şanlı Peygamber! Kafirlerle, münafıklarla sonuna kadar savaş ve onlara karşı sert ol. Yumuşak davranma. Onların varacakları yer, cehennemdir ki, orası varılacak ne kötü yerdir.”

Bir acayip hal oldu. Üzgün bir halde otururken, Sâdâtın büyüğü, Cafer-i Sadık’ın işareti üzerine Kur’an-ı Kerim üzerinde mütalaada bulunurken şu ayete rastladım: “Allah münafıklara ve kafirlere ve ebedi olarak cehennem ateşini vaat etti. O, onlara yeter. Allah onları rahmetinin sahasından uzaklaştırdı. Onlar için devamlı azap vardır.”

Bu ayete göre, bu işte gayret sarf etmeyenler de, senin emrine uymayanlar da Müslüman değildir. Bunlar, münafık hükmünde olup, kafirlerle cehennemde beraber olacaklardır.

İşlerini daha sıkı tutmandan ve sert davranmadan başka çare olmadığı anlaşıldı. Sonuçta Allah’ın yardımıyla biz buradan utanan ve gücenen değil, ferahlayan mansur (yardım edilen) ve muzaffer olarak dönen oluruz. İmdi, “Kul tedbiri alır, takdiri Allah’a bırakır.” hükmü her zaman geçerlidir. Neticede başarı Allah’tandır. Ama elden gelen bütün gayret sarf edilmelidir. Allah Resulü ve ashabının sünneti de budur.

Hüzünlü bir halde iken biraz Kur’an okuyup yattığımda, bir takım lütuflara ve müjdelere mazhar oldum ve teselli buldum.

Bu söylediklerim sana boş söz gibi gelmesin. Gereğini yapasın. Söylediklerim tamamen sizi sevdiğimizdendir…”

Yeni bir çağa girilmek üzere olunan bu dönemde, devlet liderleri ve yöneticileri İstanbul’un fethini yalnızca bir askerî başarı olarak değil, bütüncül bir yönetim modeli olarak ele almalıdır. Hazırlık sürecinden karar alma mekanizmalarına, kriz yönetiminden liderlerin danışmanla olan ilişkilerine kadar her aşama dikkatle analiz edilmelidir.

Yeni çağ, aynı zamanda devlet yönetimi çağı olacaktır. Bu çağda devlet yönetimini yeni çağın ihtiyaçlarına ve vizyonuna uygun şekilde yeniden yapılandırabilen devletler, küresel sistemin belirleyici güçleri arasında yer alacaktır. Fatih Sultan Mehmet gibi bir çağ kapatılıp yeni bir çağ açılmayabilir; ancak başlayan yeni çağın kaderine yön veren, yönetişim anlayışıyla tarihe geçen devletler ve liderler olacaktır.

Kaynakça

Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.

Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Tarih, Yönetim Tarihi, Yönetim ve Organizasyon

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir