Menü Kapat

Değişen Dünyada Devlet Aklı

Süreklilik mi Dönüşüm mü?

Devlet yönetimlerinin görünmeyen kademelerinin adı devlet aklıdır. Dünyada her devlette olmasa da köklü devletlerin hemen hemen hepsinde bulunur. Bu organizasyon, devlet yönetimi sistemi içerisinde kurumsal bir yapıya sahip değildir; rutin bir çalışma şekli ve mesai kavramı yoktur. Devlet ve kamu yönetimlerinden bağımsızdır. Yurtiçi, yani iç cephe konularında pek müdahil olmazlar; dış politika ana ilgi alanlarıdır.

Devlet aklı denilen bu organizasyon, köklerini çok eskilerden alan ve eski geleneklere sıkı sıkıya bağlı, ezoterik bir oluşumdur. Bu oluşuma dâhil olmak kolay değildir. Özel olarak seçilen ve yetiştirilen bireylerin yer aldığı bu yapı, devlet var olduğu sürece yaşamaya devam eder.

Pandemi döneminde başlayan yeni çağ, diğer çağ geçişlerinden farklıdır. Eski çağ geçişlerinde oyunun kuralları değişirken, yeni çağda oyunun kendisi değişecektir. Yani eskiden dünya düzeninde revizeler, reformlar ve dönüşümler yapılarak devam edilirken; yeni çağda mevcut dünya düzeni yıkılacak ve yeni dünya düzeni sil baştan oluşturulacaktır. Eski çağın düzenine ait ne varsa ortadan kalkacak ve yeni düzen hayata geçecektir. Hal böyle olunca en fazla etkilenecek alan devlet yönetimleri olacaktır. Devlet yönetimi çağını başlatan devletler, yeni çağın süper gücü hâline gelecektir.

Yeni çağda devletlerin üst aklı ya da devlet aklı denilen yapılar ne yapacak, nasıl bir dönüşüm onları bekliyor? Eskiden gelen geleneklerine devam mı edecekler, yoksa yeni çağın değişim ve dönüşümüne uyum mu sağlayacaklar?

Devlet aklının çalışma şekli, toplumun alışkanlıklarından çok farklıdır. İnanışı, bakış açısı ve toplum mühendisliği anlayışı sıradan değildir. İnanç sistemini astrolojik, teolojik ve kadim bilgiler oluşturur. Bu bilgi bileşimi, sıradan bir insanın sahip olabileceği bir durum değildir. Sahip olamayacağı gibi, anlayabileceği veya kavrayabileceği bir düzeyde de değildir. Bu sebeple devlet aklında ezoterizm esastır.

Yeni çağda devlet aklı, elbette dünyadaki değişim ve dönüşüme kayıtsız kalamaz. Zira devlet aklının inanç sisteminin temel taşlarını oluşturan kadim inanışların kaynağı olan Yaratıcı’nın, dünyada gerçekleşmesine izin verdiği değişime tüm insanlar gibi devlet aklı da uyum sağlamak zorundadır. Aksi bir durum, kendi inanç sisteminin tersine hareket etmek anlamına gelir.

Devlet aklı, yeni çağda dönüşüm içinde olan dünyaya kulak vermeli; dünyayı seyretmeli, doğanın söylediklerini hissedebilmelidir. Aksi takdirde geleneklerinden kurtulamayarak, bu gelenekler devlet aklını geleceğe taşıyan araçlar olmaktan çıkıp, geleceği yakalamasını engelleyen prangalara dönüşür.

Yeni çağın yeni düzen kurucu aklı olmak için çok az zaman kalmıştır. Hangi akıl, bir an önce devlet yönetimine yatırımı önceliklendirir ve dünyadaki oyalayıcı gelişmelerden sıyrılarak esas gündemine, yani devlet yönetimini yeniden inşa etmeye odaklanırsa kazanan o olacaktır. Dünyada şaşırtma amacıyla oluşturulan suni gelişmelere odaklanan devlet akıllarının ise, yeni çağda da eski geleneklerine bağlı kalarak devam edeceği şimdiden söylenebilir. Bu durum, yeni çağın süper güçlü devletlerine uyum sağlamak zorunda kalmaları anlamına gelecektir.

Tüm devletlerin üst akılları için seçim zamanı gelmiştir. Artık zaman kalmamıştır. Geçici, kafa karıştıran ve eski çağın taktikleriyle oluşturulmuş suni gündemleri bir kenara bırakıp iç cepheyi güçlendirmek gerekmektedir. İç cepheyi güçlendirmeye devlet yönetimi sisteminden başlanmalı; ardından sivil toplum, özel sektör ve toplumun diğer kesimleriyle devam edilmelidir. Yeni çağda iç cephesi güçlü olan devletler kazanacaktır.

Kaynakça

Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.

Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Dünya ve Gelecek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir