Menü Kapat

Devlet Yönetiminde Maşa Mekanizması

Devlet yönetimi, içinde siyasetçilerden bürokratlara kadar birçok farklı grubun yer aldığı karmaşık bir yapıdır. Bu nedenle yönetimin tek bir elden kusursuz biçimde yürütülmesi çoğu zaman mümkün olmaz. Hangi yönetim şekli ve modeli uygulanırsa uygulansın, devletin içinde her zaman farklı görüşlere, çeşitli çıkar odaklarına ve doğal olarak da rekabete rastlanır. İşte bu yüzden devlet yönetiminin mutlaka dengelenmesi gerekir. Bu dengeyi sağlayan en önemli unsur da denetim mekanizmasıdır. Denetim, hem yasal hem de yasa dışı yollardan etkili olmaya çalışan grupları kontrol altında tutar; devletin yolundan sapmasını, raydan çıkmasını engeller.

Bazen devletin belli bir bölümünde, bazen de yönetimin tamamında güç elde etmek isteyen gruplar ortaya çıkar. Bu gruplar ülkenin içinden çıkabileceği gibi dış ülkeler tarafından da desteklenebilir. Devlet yönetiminin kısmen ya da tamamen ele geçirilmesi son derece tehlikeli bir girişimdir. Böyle bir girişim fark edildiğinde hem ağır bir şekilde deşifre olma riski vardır hem de ciddi adli yaptırımlar söz konusudur. Bu nedenle bu tür yapılar doğrudan kendileri hareket etmek yerine, devlet yönetiminin içindeki bazı yöneticileri veya çalışanları kullanmayı tercih eder. Bu kullanılan gruba “maşa”, kullanılan yönteme ise “maşa mekanizması” denir.

Devlet içinde maşa olarak kullanılabilecek kişileri ele geçirmek için de çeşitli yöntemler devreye sokulur. Para vaatleri, dini veya kimlik temelli manipülasyonlar, ayrıcalık hissi oluşturma gibi yollarla bu kişiler sisteme bağlanır. Bu tür durumlar, devlet yönetimi içinde “yönetimsel sızıntı” olarak tanımlanır. Denetim mekanizmasının zayıf olduğu ya da işlemediği yönetimlerde bu sızıntılar fark edilemez; fark edilse bile çoğu zaman yok edilemez seviyeye gelmiştir.

Şeffaflığın düşük, süreçlerin kapalı ve liyakat ilkesinin zayıf olduğu devletlerde yönetimsel sızıntıların oluşma ihtimali çok daha yüksektir. Bu nedenle yönetim modeli ne olursa olsun, devlet yönetiminde şeffaflık uygulanabilir ve sürdürülebilir olmalıdır. Ulusal bilince sahip yöneticilerin varlığı da bu yüzden hayati önem taşır.

Dış güçler ile içerideki grupların devlet yönetimini ele geçirme motivasyonları birbirinden farklıdır. Dış güçler, hedef aldıkları ülkenin güçlenmesini engellemek için maşa mekanizması kurar. İçerideki grupların motivasyonu ise genellikle devlete vesayet kurmak, devlet gücünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktır. Kaynağı içeriden ya da dışarıdan gelsin, her yönetimsel sızıntı devlet için ciddi bir tehdittir. Devlet ilkeleri bu tür sızıntıları önlemek için oluşturulur. Ancak günümüzün gerçekliği bize, ilke koymanın yeterli olmadığını, önemli olan bu ilkelerin merkezden taşraya kadar tüm yönetim kademelerinde uygulanabilmesi, yani devlet aklının her birim tarafından içselleştirilmiş olduğunu göstermiştir. Aksi halde devletin kırılganlığı çok yüksek olur.

Tarih, dış ya da iç kaynaklı maşa mekanizmalarının devletlere ne kadar ağır bedeller ödettiğine dair sayısız örnekle doludur. Osmanlı da bu duruma sık sık şahitlik etmiş bir devlettir. Zaman zaman kendi içinden çıkan bazı gruplar, dış güçlerin etkisine kapılarak maşa hâline gelmiş ve devletin dengesini bozmuştur. Bazen çıkar hesapları, bazen güç mücadeleleri bu süreci tetiklemiştir.

Tarihten bazı örneklere bakıldığında maşa mekanizmaları görülebilmektedir:

Yeniçeri Ocağı özellikle son dönemlerinde asli görevinden uzaklaştı. Askerlikten çok, çıkar ilişkilerinin döndüğü devlet yönetimi içinde farklı bir yapıya dönüştü. İçlerinde bazı gruplar yabancı elçiliklerle temas kurdu, baskı unsuru haline gelerek zaman zaman saraya baskı yaptı ve reformların önünü kesti. Böylece devlet yönetiminin dolayısıyla da devletin dengesi bozuldu.

Sarayın içindeki farklı klikler de zamanla güç kazandı. Haremde, Enderun’da veya Darüssaade’de oluşan bu gruplar, kendi nüfuzlarını artırabilmek ve gücü ele geçirebilmek için yabancı elçiliklerle yani dış güçlerle yakın ilişkilere girdi. Bu da iç cephenin dış güçlerle iş birliği yaparak maşa olmayı gönüllü olarak kabul edilen bir maşa mekanizması örneğidir. Bu gruplar padişahın kararlarını etkilemeye çalıştılar ve bu durum yönetimin dengesini bozarak istikrarsızlığa yol açtı.

31 Mart olayında da benzer bir tablo vardı. Meşrutiyete tepki gösteren bazı gruplar dış destekli fikirlerden etkilendi. Özellikle İngiliz yanlısı çevrelerle bağlantılar kuruldu. Devlet içinde dış güçler kaynaklı maşa mekanizması kuruldu. Bu hareket hem orduyu böldü hem de siyasi düzeni çıkmaza soktu.

İttihat ve Terakki içinde de farklı dış bağlantılara sahip fraksiyonlar ortaya çıktı. Bir kısmı Almanya’ya yakın dururken, bir kısmı İngiltere’yle ilişkileri daha değerli görüyordu. Dış güçlerle kurulan bu temaslar, maşa mekanizmalarına güzel örneklerdendir. Bu yapı, Osmanlı’nın dış politikasını etkiler hâle geldi ve yönetimde iç çatışmaları artırdı.

Abdülhamid döneminde ise bürokrasi içinde bazı kişiler yabancı büyükelçiliklerin etkisinde kalarak maşa olmaya açık hale geldi. İngilizlerin ya da Almanların görüşleriyle hareket eden memurlar ve paşalar, devletin karar süreçlerine dış müdahalenin yönetimsel sızıntılarına zemin hazırladı.

Kaynağı içerde ya da dışarıda olsun, her maşa mekanizması devletin dengesini bozar; kalkınmanın ve toplumsal refahın önüne geçer. Ülkenin gelişmesini durduran en tehlikeli unsurlardan biri hâline gelir. Bu nedenle maşa mekanizmasını daha oluşmadan durduracak tek unsur, yönetimsel denetimdir. Etkili bir denetim mekanizması sayesinde bu tür yapılara dönüşme ihtimali olan gruplar daha ortaya çıkmadan kendiliğinden etkisizleşir. Bu sebeple yönetim şekli ne olursa olsun yönetimsel denetim mekanizması her devlet yönetimi için hayati derecede önemlidir.

Kaynakça

Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.

Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Dünya ve Gelecek, Kamu Yönetimi, Yönetim ve Organizasyon

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir