Menü Kapat

Devlet Yönetiminde Akıl Nasıl Kurulur?

MADYS Temelli Türkiye Modeli

Devlet yönetimi yapısı, siyaset ve bürokrasi olmak üzere iki temel kurumsal unsurdan oluşur. Bu nedenle yönetim tek elden yürütülen bir yapı değildir. Yönetim içerisinde farklı grupların bulunması; hedef belirleme, politika üretme ve uygulama süreçlerinde çeşitli zorlukları beraberinde getirmektedir.

Alanı ne olursa olsun, bir organizasyonun yönetim zorluğu ölçeğiyle doğru orantılıdır. Büyük ölçekli organizasyonların yönetimi, küçük ölçekli organizasyonlara kıyasla daha karmaşık ve zordur. Bu bağlamda devlet yönetimi, sahip olduğu ölçek ve yapı itibarıyla diğer organizasyonlara göre çok daha yüksek bir zorluk derecesine sahiptir. Yönetim yapısı içerisinde farklı grupların varlığı, çıkarların da farklılaşmasına yol açmakta; bu durum ise devlet yönetiminin farklı yönlere savrulmasına neden olabilmektedir.

Devlet yönetiminin tek bir hedefe odaklanabilmesi, yönetim yapısı içinde yer alan tüm grupların ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesiyle mümkündür. Bunun sağlanabilmesi için devlet yönetiminde ortak bir aklın inşa edilmesi gerekmektedir. Bu ortak akıl, farklı grupların kendi görev ve sorumluluk alanları içerisinde aynı hedefe hizmet etmesini mümkün kılan bir yönetim ortamı oluşturur.

Devlet yönetiminde akıl, kendiliğinden oluşan bir unsur değildir. Aksine, bilinçli şekilde inşa edilmesi, sürekliliğinin sağlanması ve sürdürülebilir kılınması gereken, yönetimin temel bileşenlerinden biridir.

Devlet yönetiminde aklı oluşturmak kimin görevidir?

Devlet yönetiminde akıl oluşturmak, devlet yönetiminin üst kademesinde yer alan yönetici yapının temel sorumluluğudur. Devletin üst yönetimi; siyaset ve bürokrasi kurumlarının üzerinde konumlanan, bağımsız ve stratejik bir gruptur. Bu grubun görevi, yönetim içinde yer alan kişi ve kurumlardan bağımsız, adaletli ve yalnızca devletin çıkarlarını gözeten bir yönetim aklını tesis etmektir.

Devlet aklı, bir “derin devlet” yapılanması ya da devlet içinde faaliyet gösteren ezoterik bir grup değildir. Devlet aklı; devletin tüm kademelerinde görev yapan çalışanların karar alma süreçlerinde, çalışma biçimlerinde ve üretim ahlakında ortaya çıkan ortak yönetim iradesidir. Dolayısıyla devlet aklına sahip bir devlet yönetiminde, çalışanlar ve yöneticiler hiçbir siyasi parti, grup, zümre ya da kişi etkisi altında kalmaksızın yalnızca devletin çıkarları doğrultusunda hareket eder. Devlet aklına sahip devlet görevlileri, her koşulda devleti önceleyen bir tutum sergiler.

Tarih, devlet aklının bulunmadığı dönemlerde hangi bedellerin ödendiğini gösteren örneklerle doludur. Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar süren modernleşme döneminde, devlet aklının kurumsallaştırılamadığı bilinmektedir. Devleti yeniden ayağa kaldırmak ve güçlendirmek amacıyla yapılan reformlar, ortak bir devlet aklı oluşturulamadığı ve bu akıl kurumsal bir yapıya kavuşturulamadığı için başarıya ulaşamamıştır.

Ortak devlet aklının oluşamamasının temel nedeni; siyaset, bürokrasi, askerî yapı ve geleneksel güç odaklarının aynı anda yönetim süreçlerinde etkili hâle gelmesidir. Bu durum, tek ve ortak bir devlet aklı yerine birden fazla “devlet aklı”nın ortaya çıkmasına yol açmış; devletin çıkarları yerine her grubun kendi istikbalini önceleyerek diğer gruplarla mücadele etmesine neden olmuştur. Sonuçta bu mücadelenin kaybedeni devlet olmuştur.

Bu süreçte reformlar, kişi ve gruplara bağımlı hâle gelmiş; kurumsallaşamadığı için kalıcı ve amacına ulaşan sonuçlar üretmemiştir. Ortaya çıkan bu tablonun temel sebebi, ortak ve bağlayıcı bir devlet aklının inşa edilememesidir. Devletin güçlenmesi hedeflenirken, yönetim yapısı giderek daha fazla yıpranır hâle gelmiştir.

Merkez Anadolu Devlet Yönetimi Sistemi (MADYS), devlet aklının merkezi önemine dayanan bir yönetim anlayışını benimser. Bu sistem, merkezi yönetimin en üst kademesinden taşra yönetiminin en alt kademesine kadar tüm kamu çalışanlarının devlet aklı bilincine sahip olması gerektiğini öngörür. Ancak bu bilincin kendiliğinden oluşmayacağının da farkındadır.

Bu nedenle MADYS, devlet yönetimi yapısı içinde yer alan siyaset ve bürokrasi gruplarına ek olarak, “devlet aklı”nı temsil eden ayrı bir yapının da sisteme dâhil edilmesi gerektiğini savunur. Her kurumda; kurum başkanı, müdürü ya da liderinden sonra ikinci pozisyonda, “genel sekreter” unvanıyla devlet aklının kurumsal temsilcisinin bulunması gerektiğini öngörür. Genel sekreterler, kurumda görev yapan tüm personelin devlet aklı bilinciyle hareket etmesini sağlayacak; bu çerçevede denetim ve denge mekanizmalarını işletecektir. Bu yönüyle genel sekreterlik, kurumun devlet aklı sınırları içinde kalmasını sağlayan temel denge noktasıdır.

Devlet aklı bilincinin, devlet yönetimi içinde görev alan tüm personel tarafından benimsenmesi zorunludur. Çünkü devlet aklına sahip bir yönetim yapısı, istikrarlı ve dengeli bir başarı üretir. Devlet aklından sapmaların ortaya çıkması ise, devlet yönetimi içinde farklı grup ve düşünce yapılarının güç kazandığını gösterir ki bu durum, paralel devlet anlayışının öncü işaretleri olarak değerlendirilmelidir. Devlet yönetiminde tek irade devlettir ve bu iradenin tesis edilmesi ancak devlet aklıyla mümkündür.

Kaynakça

Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.

Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Kamu Yönetimi, Yönetim ve Organizasyon

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir