Devlet yönetimi sistemleri, milyonlarca çalışanın yer aldığı büyük bir sistemler bütünüdür. Bu bütün içerisinde çok sayıda kurum, kuruluş ve birim bulunmaktadır. En büyük yapı taşından en küçük yapı taşına kadar tüm unsurların uyumlu ve koordineli çalışabilmesi için güçlü bir yönetim sistemine ve liyakatli insan gücüne ihtiyaç vardır.
Devlet yönetiminin en önemli iki yapı taşı sistem ve insandır. Bu iki unsurun koordineli ve uyumlu çalışması, devlet yönetiminin başarısını beraberinde getirir. Bu noktada, sistemi inşa eden ve insan gücünü yönlendiren bir üst akla ihtiyaç vardır; devletin stratejik politikalarını belirleyecek, idare tarafını başarılı bir şekilde yürütecek ve gözetleyecek bir akla. Eğer bu akıl liyakatli ise devlet yönetimi başarılı olur. Ancak liyakatsizlik söz konusu olduğunda, başarısız olan yalnızca devlet olmaz; ülkenin kalkınması ve toplumsal refahı da gerilemeye başlar.
Yeni çağla birlikte devlet yönetimi sistemlerinin yeniden inşa edilmesi ve eski çağa ait, iflas etmiş sistemlerin ivedilikle terk edilmesi gerekmektedir. Devletlerin üst akılları, yaşanan hızlı gündemler nedeniyle bu durumu çoğu zaman görememektedir. Hâlbuki dünyadaki karmaşanın temel sebebi de budur. Devlet üst akılları bu gerçeği fark edip iflas eden yönetim yaklaşımlarını tasfiye ederek yerlerine yeni sistemler inşa edebilseler, mevcut karmaşalardan sıyrılarak süper güç olma yolunda ilerleyebilirler. Ancak birçok devlet yönetiminde siyasi aklın, bu karmaşadan iç siyasette kendisine pay çıkardığı düşünüldüğünde, bu dönüşüme ne ölçüde izin verileceği ayrı bir tartışma konusudur.
Devlet yönetimi sistemi içerisinde yer alan siyaset ve bürokrasi gruplarının zaman zaman gücü tekeline almaya çalıştığı ve bu nedenle çatışmalar yaşandığı görülmektedir. Buradaki amaç, devlet yönetiminde tek başına söz sahibi olmaktır. Vesayet olarak da adlandırılan bu durum, devlet yönetiminin başarısı ve ülke açısından son derece tehlikelidir.
Sistem ile insan arasındaki uyum nedir?
Sistem ile insan arasındaki uyum, “insana göre sistem” değil, “sisteme göre insan” ilkesine dayanır. Yani devlet yönetiminde önce olması gereken sistem inşa edilir; ardından bu sistemde çalışabilecek, sisteme uyum sağlayabilecek, vizyon sahibi ve psikolojik yeterliliği bulunan, yani liyakatli insan gücü sisteme entegre edilir. Sonrasında ise sistem ile insanın uyumlu çalışması beklenir. Sistem insanı düzenler; insan sistemi denetler. Böylece aralarındaki uyum, denetimle birlikte daha kontrollü bir yapıya evrilir.
Vesayet ortaya çıktığında liyakat ilkesi rafa kaldırılır ve sistem delinerek bozulmaya başlar. Çünkü vesayet düzeninde ilk kural, liyakati devre dışı bırakarak sadakat ilkesini hâkim kılmaktır. Bu süreçte sistem ile insan arasındaki denge, insan lehine bozulur. Liyakat dışı alımlar başlar ve liyakatsiz unsurların hâkim olduğu sistem zamanla işlevini yitirir. Böylece bir süre sonra hem insan kaynağı hem de sistem bozulur. Devlet yönetiminde başıboşluklar ortaya çıkar; rüşvet, kayırmacılık, yandaşlık ve iş takipleri gibi Kaht açmazları yaşanmaya başlar.
Hâlbuki devlet yönetiminde esas olan, sistem ile insan arasındaki dengenin sağlanmasıdır. Ne sistem ne de insan gücü tek başına merkeze alınmalıdır. Her iki yapı taşının dengede olması ve birbiriyle uyumlu çalışmasına imkân tanıyacak bir altyapının oluşturulması gerekir. Sistem ile insanın uyumlu olmadığı bir devlet yönetimi, başarısızlığa mahkûmdur.
Devlet üst aklının en önemli görevlerinden biri, yönetim sistemi içerisinde sistem ile insan arasındaki uyumun ve dengenin sürekli ve sürdürülebilir olmasını sağlamaktır. Bu dengeyi ve uyumu bozabilecek tüm saldırıları bertaraf etmesi beklenir. Eğer bu gözetim, siyaset, bürokrasi ya da başka gruplar tarafından kırılırsa, devletin fiili iflas süreci başlamış olur.
Devlet üst akılları, yeni çağın geçiş sürecinin yaşandığı bu dönemde, ya günlük gelişmelerin içinde kaybolacak ya da gerçek gündemleri olan devlet yönetimi sistemi inşasına ivedilikle başlayacaklardır. Yeni çağın fiilen başlaması artık an meselesidir. Hangi devlet bu çağın yönetim modelini inşa etmeyi başarırsa, yeni çağda süper güç olma yolunda büyük bir fırsat elde edecektir.
Kaynakça
Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.
Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.
