Devlet yönetiminin başarılı olması için yalnızca yönetim sisteminin ve bu sistemi uygulayan kadroların başarılı olması yetmez. Devlet yönetimi, içsel ve dışsal boyutları bulunan bir yönetim alanıdır. Bu yönüyle gerek sivil toplumdan, gerek özel sektörden gerekse diğer alanların yönetimlerinden farklılık gösterir.
Devlet yönetimi, içsel ve dışsal olmak üzere iki boyuttan oluşur. Bu iki boyut kendi içinde bağımsız olmakla birlikte birbirini tamamlayan anlamlı parçalardır.

Devlet yönetiminin içsel boyutu; yönetim sistemi ile merkezi yönetimden taşra yönetimine kadar tüm kademelerdeki personelden oluşur. Yönetim sisteminin doğru şekilde inşa edilmesi ve başarının sürdürülebilir hale getirilmesi gerekir. Ayrıca personelin liyakat esasına göre seçilmesi, ardından bireysel ve teknik gelişimini sürdürmesi sağlanmalıdır. Devlet yönetiminin içsel boyutu ancak bu şartlarda başarılı kabul edilir.
Devlet yönetiminin dışsal boyutu ise ülkedeki iç cephedir. İç cephe; özel sektör, sivil toplum, toplumun genel kesimleri ve diğer unsurlardan oluşur. İç cephe bir ülkenin en önemli cephesidir. Eğer iç cephe çökerse önce devlet yönetimi, ardından devlet ve dolayısıyla ülke çöker.
Boyutlardan biri başarısız olduğunda devlet yönetiminin bütünü başarısız sayılır. Dolayısıyla devlet yöneticileri hem içsel hem de dışsal boyutu dikkate alarak çalışmalarını yürütmelidir. Ancak devlet yöneticileri çoğu zaman yalnızca içsel boyuta odaklanarak dışsal boyutu, yani iç cepheyi ihmal eder. Özellikle siyaset kurumu, iktidara gelmek veya iktidarını sürdürmek amacıyla iç cepheyi konsolide etmek yerine ayrıştırmaya yönelebilir. Bu yaklaşım siyaseten doğru görünse bile ülkenin bekası açısından doğru değildir. Böyle durumlarda devletin denetim mekanizması devreye girerek iç cephenin bütünlüğünün bozulmasına izin vermemelidir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasında, ihmal edilen iç cephenin çöküşünün payı büyüktür. İçsel boyutu, yani devlet yönetimi zayıflayan İmparatorluğun, iç cephesinin çökmesiyle hızla parçalanmaya yöneldiği söylenebilir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda iç cepheyi çöküşe götüren etmenler aşağıdaki gibidir:
• Aşırı ekonomik çöküş (ağır vergiler, kıtlık, enflasyon)
• Cephelerde uzun süre savaşan halkın yorgunluğu
• Arap vilayetlerinde ayrılıkçı hareketler ve isyanlar
Sonuç olarak devlet, askeri olarak birçok cephede direnmeye çalışsa da iç cephenin çöküşü, Osmanlı’nın çok daha hızlı dağılmasına zemin hazırlamıştır.
İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın Almanya tarafından işgal edilmesi de iç cephenin çöküşünün yol açtığı bir başka mağlubiyete örnek olarak verilebilir. Kendi içinde bölünmüş bir toplum, cephede savaşan askerlerine bile saygı duymamaya başlamıştı. Alman istihbaratı, Fransa’nın iç cephesinin çöktüğünü ve işgal durumunda ciddi bir direnişle karşılaşılmayacağını Hitler’e bildirince harekât başladı ve sonuçta Fransa işgal edildi.
Bu yenilgi, yalnızca askeri nedenlerden değil, esasen iç cephenin çöküşünden kaynaklanmıştır.
Sonuç olarak devlet yöneticilerinin görevi yalnızca yönetim sistemi ve personele odaklanmak değildir. Devlet yöneticileri, iç cephenin güçlü şekilde tahkim edilmesinden ve bu tahkimin sürdürülebilirliğinden de sorumludur.
Kaynakça
Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.
Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.
