İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İkinci yüzyılında Türkiye

2019 yılında, farkında olmadan, tarihte bir milada şahit olduk. Uzun süredir enerji biriktiren ve patlamaya hazır olan dünya, pandemi ile yeni bir çağa geçti. Geriye dönüşün imkânsız olduğu bir sürece girdik ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. 2019 yılında yaşanan pandemi, yakın çağın kapanıp süper çağın açılmasına sebep olan olaydır. İnsanlar bu dönemde eski alışkanlıklarını terk ederek yepyeni alışkanlıklara sahip olacak.

2019 yılından bugüne kadar baş döndürücü hızla değişime şahit oluyoruz. Alışverişten, eğitime; toplantıdan, çalışma şekillerine kadar birçok konuda, daha önce alışkın olmadığımız kadar, radikal değişiklikler oldu. Bir çağın kapanıp başka bir çağın açılması elbette bir günde olmayacaktır. Daha doğrusu eski çağın kapanması bir günde oluyor ama yeni çağın tam anlamıyla başlaması için geçiş süresi gerekiyor. Tüm dünyanın yeni çağa uyumlu hale gelmesi için gereken zaman da diyebiliriz. Şöyle düşünmek lazım; bir insan bile alışkanlığını değiştirmek istediğinde günlerini alırken sekiz milyardan fazla insanın alışkanlığının değişmesini düşünün.

Geçiş sürecinin 2025 yılına kadar tamamlanacağı ön görülmektedir. Sonrasında ise yeni çağ, tam anlamıyla başlamış olacak. O zamana kadar dünya yeni düzenini bulmak için hızlı değişimlere, kargaşalara, doğal afetlere, kıtlıklara ve çatışmalara kısacası sıkıntılara şahit olacak. 2025 yılı gelindiğinde ise kendimizi yeni bir düzen içerisinde bulacağız, baş döndürücü hızla değişen dünyanın tanımları da değişmiş olarak. Değişim başladı bile.

Covid-19 virüsünün çıktığı 2019 yılını yakın çağın kapandığı olay olarak kabul ediyoruz. Miladımız pandemi diyebiliriz. Pandemi başlangıcında itibaren dünya ilk şokunu yaşadı. Devletler yıllarca her ne kadar olası pandemi ile ilgili planlar yapmış olsa da başa gelince tüm dünya ilk şoku yaşadı ve ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bilemedi.

Zaman geçtikte hastalık gerçeği ile yüzleşen dünya, hastalığın varlığını kabul ederek, hastalık ile yaşamayı test etti. İnsanoğlu bir taraftan hayatına kısıtlı şekilde devam etmek isterken bir taraftan hastalıkla savaşmaya devam etti. Hastalık gerçeği tüm dünyaca kabullenip, içselleştirildi. Denemeler kısa süre içerisinde sonuç vererek hastalık gerçeği ile hayat olanca akışına geri döndü. Maske, dezenfektan, sosyal mesafe, aşı gibi kavramlar hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Tam böyle gidecek denilirken, hayat normale dönmeye başlayınca, dünya hızla dibe vurdu. İlk şok sonrası uyanan insanlık, dünya dinamiğinin ana fikri olan ekonomik sarsıntıları değil ciddi yıkıntılar yaratan bir ekonomik krizi buldu kucağında. Böylece dip dönemine girilmiş oldu. Esas oyun şimdi başlıyor. Bu zamana kadar fragmanı yaşayan dünya, esas filmi şimdi izleyecek. Dip dönem de kimsenin birbirini tanımadığı, her topluluğun ya da devletin kendi derdiyle uğraşacağı bir dönem olacak. Müttefiklik, aynı topluluğun ülkesi, dost ülke, komşu ülkeler; kimse birbirini tanımayacak. Küçük kıyamet de diyebiliriz dip dönemine. 2023 yılının üçüncü çeyreğine kadar sürecek olan dip döneminde, dünya birçok konuda yeni başlangıçlara sahne olacak. Geçiş sürecinin en ağır dönemi olduğunu söyleyebiliriz. Ama şu açıdan da bakmamız mümkün. Zirveye en yakın nokta diptir ve dipten güçlenerek çıkacak ülkeler, hızla zirveye yükselip, yerleşecekler. Eski dönemdeki tanımlar yıkılacak. İstisnasız her ülke dip dönemi yaşayacak. Büyük sıfırlanma gerçekleşecek. Sadece ekonomik alanda değil, siyasal, sosyal, kültürel ve yaşamın her alanına dair ne varsa etkilenecek. Her ülke kendi büyüklüğüyle doğru orantılı şekilde sıkıntılar yaşayacak.

Dip dönem sonrasında 2023’ ün son çeyreğinden 2024’ ün son çeyreğine kadar yaklaşık bir sene yükseliş mücadelesi dönemi yaşanacak. Dip döneme alışan ve onunla başa çıkan devletler artık yeni çağda nasıl süper güç olunur, zirveye nasıl çıkılır sorusunun cevaplarını arayacak. İşte bu döneme yükseliş mücadelesi dönemi diyoruz. Bu dönemi küresel rekabetin olduğu, oldukça sert rüzgarların estiği dönem olarak da nitelendirebiliriz. Bu dönemde devletler arası rekabetin olduğu, yeni blokların kurulduğu, yeni kutupların oluştuğu yeni dengeler ortaya çıkacak. Bu dönemde devletlere ait ne kadar eski küresel düzen varsa yıkılacak. Yeni düzen kurulacak. Şu anda derinden bu dönem için çalışan ve yatırım yapan ülkeleri, yeni çağın süper güçlü ülkesi olacağını göreceğiz.

Türkiye de durum

Türkiye’nin ikinci yüzyılı başlamasına sayılı günler kala yeni bir sayfa açılmak üzere. Aslında bu durum dünya konjonktürünün Türkiye’yi zorlamasıyla oldu. Çünkü dünyada hızla bir değişim söz konusu. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada dengeler hızla değişiyor. Müttefik ülkelerin toprak bütünlüğünü tehlikeye attığı adımlar, Türkiye’ye güçlenmekten başka çıkar yol bırakmadı. Dış etkenlerin Türkiye’ yi güçlü olmaya zorladığını söyleyebiliriz. Başka bir seçeneği de yok. Aksi durumda Türkiye’nin güney bölgesin savaş yaşanmaması içten bile değil.

Bazen şartlar sizi güçlü olmaya zorlar. İşte Türkiye tam da bu durumu yaşıyor. Eğer güçlü olmazsa yok olacak. Bir yandan güneydeki tehlike, bir yandan emperyalist güçlerin emelleri diğer yandan ilmi nedenlerle işgal etmek isteyenler Türkiye’nin dört bir yanını sarmış durumda. Hal böyleyken içeriye dönüp kendi ekseninde büyüyen bir ülke inşa edilmesi gerekiyor. Yeni çağın başlaması dünya düzenini sıfırladığı şu günlerde, Türkiye’nin içe dönecek olması ve kendi ekseninde büyüme modeli oluşturması bir şans ve fırsattır.

Her şeyden önce yapılması gereken inşa edilecek güçlü Türkiye’nin temellerini çok sağlam bir olacak şekilde atmak olacaktır. Bunun için liyakate dayalı bir organizasyon yapısına sahip kamu yönetim modeli oluşturulması gerekiyor. Güçlü Türkiye’nin temelini bu model oluşturacaktır. Çünkü ister özel sektör ister kamuda olsun modeli oluşturacak, uygulayacak, denetleyecek ve etkilenecek olan insandır. Liyakatli bir organizasyonla kurulacak bir modelin başarısız olma şansı yoktur. Bu sebeple liyakate dayalı organizasyonlar temeldir ve işin olmazsa olmazıdır.

Temel üzerine inşa edilmesi gereken ikinci önemli konu ise yönetim sistemi modelinin yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ nin revize edilmesidir. Yeri gelmişken şunu belirtmek gerekir, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye için, iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsattır. 2018 yılında uygulamaya başlanan sistem, işin doğası gereği, revize edilmelidir. Bu zamana kadar geçen sürede uygulamada görülen yanlışlar, eksik kalan yönler ve ilave edilmesi gereken gibi konularda çalışmayı içeren kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. En önemli eksiklik olan yönetimsel denetim mekanizması kurulması gerekliliğidir. Çünkü bu haliyle yönetim sisteminin tam olduğu söylenemez. Denetim, yönetimi tamamlayan en önemli parçadır.

Bir diğer husus, erkler ve kurumlar tam bir uyum içinde olarak hareket etmelidir. Bir ülke hedeflerine ulaşacaksa tüm erk ve kurumların aynı hedefe gidecek şekilde üzerine düşen görevleri yapması gerekir. Eğer erkler ve kurumlar farklı yönlere gidiyorsa; orada paydaşların uyumundan bahsedemeyiz, bu durum ülkenin hedeflerine ulaşması da imkânsız kılar.

Sonuç olarak Türkiye’ nin önünde zorluklar ve fırsatlar bulunmaktadır. Olmazsa olmaz adımlar atıldığı takdirde Türkiye ikinci yüzyılında dünyanın süper güçlü ülkelerinden birisi olacaktır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir