İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Liyakati yeniden tanımlamak

2019 yılında pandemi ile yeni çağ başladı. Eski çağa ait tüm düzen yerle bir olup yerine yeni bir düzenin kurulacağı geçiş süreci ise 2025 yılına kadar sürecek. Bu süreçte yeni dünya düzeni oluşacak ve tüm kavramlar yeniden tanımlanarak yeni değerini bulacak.

Değişimden en fazla etkilenecek grup/taraf devlet yönetimi olacaktır. Devletler, eskiye dair bütün kuralların yıkılıp yerine yeni kurallarla yürütülebilir hale gelecek. Eski düzende kalmaya devam edip, yeni düzene direnen devletler ise yıkılacaktır.

Dünya, eskiye göre, daha sert rekabetin ve şartların hâkim olduğu bir çağa giriyor. Nüfusun artışı, kaynakların azalması kıtlık tehlikesine işaret ediyor. Tüm bunların üzerine iklim değişikliklerinin ve doğal afetlerin gelmesiyle devlet yönetimleri zor sınavlar bekliyor. Kıt kaynaklar daha da kıt hale gelecek. Toplumsal olaylar ve kitlesel göçlerle sonuçlanacak kaoslara gebe bir çağ bizi bekliyor.

Elbette bu zorluklarla beraber, şimdiden alındığı takdirde sonuç verecek, tedbirler bulunmakta. Bu tedbirler gerek doğru yönetim sisteminin kurulması gerekse de sistemi yürüten devlet insanlarının liyakatli olması olarak özetleyebiliriz. Bu iki unsur güçlü olduğu takdirde olası tüm krizleri atlatmak ve devlet yönetimini gerçekleştirmek daha kolay olacaktır.

Devletlerin daha merkezileşeceği ulus devlet anlayışının hâkim olacağı ön görülmekte. Öyle bir sisteme ihtiyaç var ki; ön görülmeyen kriz veya olaylar karşısında hızlı, esnek ve dinamik yapıda olmalıdır. Eski çağa ait hantal, karar vericilerin sayısının farklı gruplardan oluştuğu ve muhafazakâr bir bürokrasi anlayışına sahip yapı tarihteki yerini alacak. Pandemi gibi farklı varyanslarda birçok kriz, yeni çağda olacak. Bunun şimdiden ön görülebilir olduğunu düşünüyoruz. İklim değişikliğinin yaratacağı etki ile azalan besin üretimi artan nüfus karşısından yeterli olmayacak ve bu durum da dünya genelinde krizlere sebep olacak. Bu durum bile başlı başına dünyayı gelecekte bekleyen büyük bir sorundur. Bunun gibi ön görülebilir sorunların yanı sıra ön görülemeyen sorunlar da bizi bekliyor olacak.

Yönetim sistemden daha önemlisi ise sistemi yürütecek ve yönetecek devlet insanlarının liyakatli olmasıdır. Çünkü sistemler tek başına bir şey ifade etmemekle birlikte, eksikleri ve sistemdeki yanlışları da revize edecek olan insandır. İnsanın liyakatli olması ile mükemmel bir devlet yönetim sistemine doğru yol alınabilir. Dünyayı okuyabilecek, isabetli gelecek öngörüsünde bulunabilecek ve yönetim sistemini ona göre yapılandıracak bir devlet yönetim kadrosuna ihtiyaç olacak.

Devleti yöneten insanlara güvenen toplumda huzur hâkim olur. Devlet yönetiminin ikinci büyük gereksinimi güven veren bir kadronun işin başında olmasıdır. Çünkü toplum bilir ki, ülke nasıl bir krizle karşı karşıya olursa olsun, liyakatli devlet insanları bu krizin üstesinden gelir. İşte bu güven toplumdaki huzuru tesis eder. Bunun da toplumsal, ekonomik ve sosyal birçok olumlu sonuçları olur. Tersi durumda ise ülke birçok alanda zarar görür. Dolayısıyla devlet adamlarının toplumda güven açısından karşılığı olmalıdır.

Eski çağda liyakat, bir işi yapabilme bilgi ve becerisiydi. Eski çağın gerekliliğinde liyakatin karşılığı tam olarak buydu. Fakat gelişen ve değişen dünya şartlarında liyakatin de tanımı değişti. İçeriği genişlerken tanımının daha yalın hale geldiğini söyleyebiliriz.

  Liyakat = İşin gerektirdiği asgari bilgi + vizyon + işi yapabilecek psikolojik yeterlilik  

Yukarıda yer alan tanımı irdelediğimizde, bir kişinin bir işi yapabilme yeterliliğinin iki boyutu olduğunu görüyoruz. Birincisi teknik olarak işi yapabilirliği (bilgi, deneyim ve vizyon), ikincisi sosyal yeterliliktir (ahlaksal, psikolojik yeterlilik ve adalet). Gelin iki ana başlığın alt başlıklarını sıralayalım.

LİYAKAT
Teknik yeterlilik +Sosyal yeterlilik
BilgiAhlaksal yeterlilik
DeneyimPsikolojik yeterlilik
VizyonAdalet

Liyakati iki ana başlığa ayırdığımızda; liyakat için teknik ve sosyal olmak üzere iki ana başlıktan oluşmaktadır.

Teknik yeterlilikte, devlet yönetiminde bulunacak birisi yapacağı işi teorik olarak çok iyi bilmelidir. Ama tek başına bilgi yeterli değildir. Yani birisi üniversitede bir bölümü okudu diye o işi yapabilir demek değildir. O işte deneyim sahibi de olması gerekir. Çünkü bilimin her alanında geçerli olan bir durum vardır. İşi akademik olarak bilmeniz, sahada başarılı olacağınız anlamına gelmez. Saha deneyimi mutlaka olması gereken bir öğreti dönemidir. Okul dönemindeki öğrenilen akademik bilgiden daha güncel ve fazla bilginin öğrenildiği ve deneyimin kazanıldığı ikinci okuldur.

Üçüncü olmazsa olmaz vizyondur. Kişi akademik bilgi ve deneyimin yanında yaptığı işe dair gelecek ön görüsü çizmeli ve belli bir projeksiyon ekseninde işi yapıyor olması gerekir. Devlet yönetiminin çok değerli bir kısmı ön görüler üzerine kuruludur. Devlet kademesinde bulunan yöneticilerin bunu karşılaması gerekmektedir.  

Sosyal yeterlilikte ise devlet kademesinde yönetici olanların ahlaksal, psikolojik konularında yeterliliği ve adalet duygusu olmalıdır. Ahlaksal yeterliliği, rüşvet, irtikap, kadrolaşma ve benzeri gibi konularda doğruyu yapması ve olması gerekeni icra etmesidir. Tarih boyunca bozulan devlet yönetimlerinde ahlakın önemi çok net şekilde görüldü. Eğer devlet insanında ahlak olmazsa, kişinin liyakatinden bahsedemeyiz.

İkinci sosyal yeterlilik ise psikolojik yeterliliktir. Yani kişinin o işi yapabilmesi için psikolojik olarak yeterliliğinin olmasıdır. Kişilerde belli makama gelince psikolojik yeterliliği olması gerekiyor ki, o makamı kendi çıkarı için kullanmasın. Makam ve görev altında ezilmemesi gerekiyor. Osmanlı’ nın 15. Padişahı I. Mustafa’ nın akli dengesi yerinde olmadan, ilk saltanatı 96 gün, ikinci saltanatı ise 1 yıl 3 ay 22 gün olmak üzere iki defa tahta çıkmıştır. Psikolojik yeterliliği olmadığı halde çıkarı kendinde gören devlet ricali, zamanla akıl sağlığının yerine geleceğini iddia etmişler hatta onun bu durumunun keramet olduğunu ve kendisinin veli olduğunu iddia etmişlerdir. En sonunda bulunduğu odanın kapıları üstüne kapatılarak hapsedilen I. Mustafa’nın yerine II. Osman tahta çıkarılmıştır. Bu durum psikolojik yeterliliğe güzel bir örnektir.

Bir devlet insanının sosyal alandaki üçüncü olmazsa olmazı, adaletli olmasıdır. Devlet insanı herkese eşit olmak zorunda değildir ama herkese ve her şeye adaletli olmak zorundadır. Adalet, devlet insanının varlığının sebebidir.

Adalet olmazsa, liyakat olmaz. Liyakat olmazsa yönetim olmaz. Yönetim olmazsa devlet olmaz. Devlet olmazsa vatan olmaz.

Sonuç olarak değişen dünyanın tanımlarını şimdiden ön görmek ve çalışmaları buna göre kurgulamak gerekir. Eğer ki şimdiden gelecek yeni çağın gerekliliğini sağlamak için çabalarsak, yeni çağın süper güçlü ülkelerinden biri oluruz. Fakat eski çağın eski düzeni içinde hareket edersek, yeni çağdaki süper güçlü ülkelerin koyduğu kurallara uymak zorunda kalan ülkelerden biri oluruz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir