İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Osmanlı’yı Yıkan İçsel ve Dışsal Etmenler

Yüzlerce yıllık hakimiyeti ile tarihte önemli yer kaplayan Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı çok iyi irdelenmeli ve yönetimsel olarak gereken dersler çıkarılmalıdır. Çıkarılacak dersler tüm devletler için güzel bir örnek olacaktır, olmalıdır. Yönetim tarihi konusu, yeni çağın en önemli argümanlarından biri olacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu, kuruluşunda, hakimiyet döneminde ve yıkılışında çok önemli dersler vermektedir. Çok ilginç örnekler verilebilir, mesela yıkılmasının içsel sebeplerinden biri kuruluş politikalarından biridir. 600 yıl yıkılma etmeni ile yaşayan bir imparatorluktur. Bu ve bunun gibi örneklerin verdiği yönetimsel dersleri tüm yönleriyle iyice irdelemek gerekiyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılma sebeplerini iki grupta incelemek gerekir. Birincisi içsel etmenler, ikincisi dışsal etmenler olarak. Bu şekilde alanı daraltarak çok daha sağlıklı tespitler yapılabilir.

İçsel Etmenler:

a. İstimalet Politikası

    Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasının içsel nedenlerinin en başında istimalet politikası olduğunu söyleyebiliriz. İstimalet, Osmanlı’nın kuruluş felsefesidir aynı zamanda da yıkılış sürecinin odağına yerleşmiş temel felsefedir. İstimalet politikası, hoş görü politikası adıyla da bilinir. Osmanlı’nın fethettiği yerlerdeki insanlara karışmama anlamındaki geliştirdiği politikaya denir. Bu politika Osmanlı’nın fetih zamanlarındaki en önemli güvencesiydi. Yüzyıllardır farklı kıtalara yayılan geniş coğrafyadaki yönetim başarısının temelini oluşturmuştur. Buna karşın Fransız İhtilali ile dünyada gelişen milliyetçilik akımı sonucu fetih zamanı güvence olan istimalet politikası, Osmanlı’nın parçalanmasına sebep olan temel taştır.

    b. Tanzimat ve Islahat Fermanı

    Osmanlı’da herkes dilediği inanışı yaşamakta serbestti. Fakat 18. Yüzyıldan itibaren duraklama ve gerileme dönemine girilmesiyle; yönetimde ciddi zayıflama söz konusu hasıl oldu. Üzerine bir de dış kaynaklı Fransız İhtilaliyle milliyetçilik akımı sonrasında tebaa içindeki gayrimüslim gruplardan sesler yükselmeye başladı. İçeride yönetimsel zayıflığı olan bir de üzerine milliyetçilik akımı sonrasında gayrimüslimlerin bağımsızlık nidaları Osmanlı’nın sonunu hazırladı.

    Tanzimat Fermanı; yapılan ıslahatların kalıcı olması, devlet düzeninde meydana gelen bozulmaların önlenmesi ve devletin, yayılan milliyetçilik akımlarının yaratmış olduğu olumsuz etkilerden kurtarılmak istenmesi adına ilan edilmiş olan anayasal bir belgedir.

    Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecid tarafından 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı maddeleri şu şekildedir:

    • Tüm Osmanlı tebaasının can güvenliği sağlanacaktır.
    • Herkesin mal, namus ve ırz güvenliği sağlanacak ve herkesin bu değerlere saygı göstermesi temin edilecektir.
    • Yargılamada açıklık ilkesi esas olacak ve hiç kimse yargılanmadan idam edilemeyecektir.
    • Vergi alımı herkesin gelirine göre yapılacaktır.
    • Kanun önünde herkesin eşit olması sağlanacaktır.
    • İşkence, dayak, rüşvet ve kayırma yok edilecektir.
    • Tüm Osmanlı tebaasına özel mülkiyet hakkı tanınacaktır.
    • Her bölgeden gerektiği kadar ve o bölgenin düzenini bozmayacak kadar asker alınacaktır.
    • Her dört ile beş senede görev yapan askerler, askerlik görevlerini tamamlayacak ve yerlerine yenileri alınacaktır.

    Gayrimüslimlerin talepleri sonrasında ilan edilen Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı tarafından sağlanan reformları genişletmiştir. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarının eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktır.

    18 Şubat 1856 yılında, Sultan Abdülmecid tarafından ilan edilen Islahat Fermanı maddeleri şu şekildedir:

    • Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nın tüm hükümlerini destekleyecektir.
    • Herkese ibadet ve inanç özgürlüğü tanınacaktır.
    • Gayrimüslim din adamlarına maaş bağlanacaktır.
    • Gayrimüslimler, var olan mimari yapılarını tamir edebilecek; gerekirse yeni yapılar inşa edebileceklerdir. Bu maddeyle gayrimüslimlerin okul, hastane, kilise vb. açabilmelerinin önünde herhangi bir engel kalmamıştır.
    • Din, dil ve ırk üzerinden hiçbir ayrımcılık kabul edilmeyecek ve yapanlar cezalandırılacaktır.
    • Devlet memurluğu ve askeriyeye kabulde din farkı gözetilmeyecektir.
    • Gayrimüslimler mülk sahibi olabileceklerdir.
    • İşkence ve eziyet asla kabul edilmeyecek; yapanlar ise cezalandırılacaktır.
    • Vergi ödemede din farkı gözetilmeyecektir.
    • Farklı dinlere mensup olanların davaları karma mahkemelerde görülecektir.
    • Her iki tarafın da gayrimüslim olduğu davalar, eğer isterlerse kendi patrikhaneleri tarafından görülecektir.
    • Mahkemelerde şahitlik hususundaki din farkı ortadan kaldırılacak ve herkes eşit haklarla şahitlik edebilecektir.
    • Gayrimüslimlerin ihtiyaçları patrikhaneler bünyesinde oluşturulacak meclislerde tartışılacak ve ortaya çıkan talepler Bab-ı Ali’ye iletilecektir.
    • Gayrimüslimlerin meclislerde temsil edilmeleri sağlanacaktır.

    Gayrimüslimler, Sultan Abdülaziz’in iflas ilan etmesi ile Galata’daki gayrimüslimlerin Abdülaziz’i tahtan indirmesi ile sonuçlanmıştır. Gayrimüslimler, istimalet politikasından yüzyıllar sonra padişahı devirme kudretine erişmiş oldular.

    Fethedildikleri yerde kendi inanışlarına göre yaşamaları şansını yakalamalarının yanında zaman içinde asla yetinmeyen bir iştahla sürekli Osmanlı Müslüman tebaasıyla aynı statüde olmak hatta onlardan daha ileride olmak için durmaksızın mücadele ettiler.

    c. Devlet Yönetim Sistemi

    Osmanlı, yönetimsel olarak yüzyıllarca örnek sistemi ile rol model olurken, zaman içerisinde dünyanın değişimi gelişmine ayak uyduramayarak; çağın gerisinde kaldı. Böyle olunca da güçlenen dış güçler, Osmanlı içindeki farklı din ve azınlıkları kullanarak Osmanlı’nın sonunu hazırladı. Osmanlı yönetimsel açıdan dünyanın gerisinde kaldığını, Sultan Abdülaziz’in 1867 yılında gerçekleştirdiği Avrupa seyahatinde fark etti fakat artık geç kalınmıştı. Sultan Abdülaziz’in bu seyahatinden saltanatın kaldırıldığı zamana geçen 55 yıllık sürede yapılan yönetimsel çabaların hedefi dünyayı yakalamak üzerine olduysa da esas amaç yıkılmayı geciktirmek olmuştur. Yeni dünyanın yönetimine uygun adımlar atılmış ve devlet yönetiminde ve özel sektörde reformlar yapılmış ancak amacına ulaşamamıştır. Özel sektörde o döneme kadar gayrimüslimlerin ticaretle uğraşması, Türklerin bu alanda bilgisiz ve deneyimsiz olmasına sebep olmuştur. Dünya yönetimsel alanda yaşadığı krizlerden dersler çıkartıp sıçrayışlar yaşadığında Türkler daha yolunda başındaydı.

    d. Liyakatsiz Kadrolar

    Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde devlet yönetiminde liyakatsiz rical yapısı olduğu görülür. Kaht-ı ricalin yaşandığı dönem olarak da adlandırılmalıdır. Hal böyle olunca içsel ve dışsal tüm etmenleri hızlandırıcı olarak çarpan etkisi yaratmıştır liyakatsizlik. Türkler için kronik bir hal alan kaht-ı rical yüzünden çok ciddi hatalar yapılmış ve bedeli acı şekilde ödenmiştir.

    Dışsal Etmenler:

    a. Doğal Zenginliklere Erişim İsteği

      Dünyada gelişmeler hızla yaşlanırken İngiltere ve Almanya işgalleri hızlandırarak, anavatanlarına, daha fazla toprak katma yarışındaydı. Petrol sayesinde, kömürlü gemilere göre, savaş gemilerinin daha hızlı yol alacağı ve kömürle çalışan sistemden daha az personel gerektiği keşfedilince petrol arayışına girişildi. Bu durum milat oldu.

      1800lü yılların sonunda Osmanlı’nın parçalanma planı yapıldı ve devreye alındı. Almanya, Osmanlı’nın yanında yer alarak dolaylı şekilde İngiltere ise karşısına geçerek doğrudan karşı cephede yer aldı.

      Amaç Osmanlı’yı parçalamak ve doğal zenginliklerin olduğu yerleri alarak güçlenmek, bunu yaparken de Türkleri Kuzey Orta Anadolu’da küçük bir alana sıkıştırıp adeta açık cezaevi gibi yaşamalarını sağlayarak, Osmanlı’yı ortadan kaldırmaktı. Osmanlı’nın ortadan kalkması, istediklerini yapmaları yolunda büyük bir engelin aşılması demekti. Nitekim başarıldı da. İçsel etmenleri çok iyi kullanan emperyal güçler, Osmanlı’nın savaşa girmesini sağlayarak ortadan kalkmasını başardılar. Hesaplamadıkları tek nokta, Türklerin misak-ı milli sınırları için çarpışarak büyük ölçüde başarılı olmalarıydı. Böylece Anadolu Türklerin olmaya devam edecekti. Onun dışında amaçlarına ulaşan emperyal güçler, hızla işgal ettikleri ülkeleri sömürge haline getirdi.

      Doğal zenginliklere sahip olma konusu Sanayi Devrimlerinin etkisiyle değişen üretim teknolojileri sayesinde olmuştur. Özellikle petrole sahip olmanın öneminin anlaşılmasıyla bu süreç hızlanmıştır. Dünyadaki devletler rekabet halindedir. Rekabette öne geçmek ve güçlü bir ülke olma, her devletin hedefidir. Bu hedefe ulaşabilmek için de doğal zenginliklere sahip olmak gerekir. Bu çok doğal bir istektir.

      b. Devletlerarası Rekabet

      Her devletin hedefi güçlü hale gelmektir. Fakat güçlü hale gelmenin yeterli olmadığı, güçlü kalabilmenin gerektiği bir düzendedir dünya. Bu sebeple devletler kendi aralarında bloklar, ittifaklar kurar.

      Birinci Cihan Harbi öncesinde de böyle bir bloklaşma oldu. Her ülkenin amacı güçlü hale gelmek, güçlü kalabilmek için de güçlü ülkelerin olduğu bloklarda yer almaktı. Bu sebeple de yüzyıllardır dünyada hakimiyet kuran Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu. Her ne kadar son zamanlarında zayıflamış olsa da Osmanlı yüzölçümü olarak büyük bir imparatorluktu. Bu da ülkelerin güçlü olması önünde engel demekti. Zaten her geçen gün zayıflayan ve diğer etmenlerin iyice yıprattığı bir hale gelen Osmanlı’yı ortadan kaldırmak ve topraklarında sömürgeler oluşturmak ve de yeni bir dünya düzeni kurmak gerekiyordu. Bu hedefe de ulaşıldı.

      Sonuç olarak güçlü hale gelmek için verilen çabanın daha fazlası güçlü kalabilmek için verilmelidir. Osmanlı İmparatorluğu kendi içindeki sorunlara çözüm konusunda yetersiz ve dünyadaki gelişmelere kapalı bir şekilde yoluna devam etti. Durumu fark ettiğinde ise iş işten geçmişti. Güç savaşının olduğu dönemde hedeflenen ama amacına ulaşılamayan konu, Türkleri Anadolu’da küçük bir bölgeye hapsetmek fikri oldu.

      Tüm bu gelişmelere bakıldığında Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşam süresi doldu ve yıkıldı. Buradan çıkarılacak sonuç tarih, devletlerin geçmişte yaşananlardan dersler alması için vardır. Yaşanan olayları tüm açılardan ele almak ve yönetimsel ders olarak bugüne uygulamak yarın için fayda sağlayacaktır. Yönetim tarihi alanına bu bakımdan daha fazla önem verilmelidir. Kurulacak Yönetim Tarihi Enstitüsü ile çalışmaların kurumsal hale gelmesi önem taşımaktadır.

      İlk yorum yapan siz olun

      Bir yanıt yazın

      E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir