İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Şehirlerde markalaşma sorunu ve “Yerel Yönetim Hizmetleri Bakanlığı”

Pazarlamanın önem kazanmasıyla birlikte daha fazla tanınırlık sağlamak ve gelir elde etmek için bu alana verilen önem her geçen gün arttı. Çok geniş alanda pazarlama faaliyetleri yapıldı ve markalaşma diğer konulara göre biraz daha öne çıktı. Marka değerli yüksek olan her şey daha fazla fiyatlandırıldı ve markalaşma ile kalite bağdaştırıldı.

Şehirler ölçeğinde bakıldığında ise yakın zamana kadar fark edilmeyen ama yakın zamanda fark edilen bir şey oldu; o da şehirlerin markalaşabileceği. Ülkemizde de 2007 yılında AB destekli marka şehirler projesi üretildi. Bir şehirden başlayan proje, birçok şehre yayıldı ve dönemin popüler yönetim konularından biri oldu. İlginin artması ile siyasetin radarına gidi ve siyasi politika malzemesi haline geldi. Seçim vaatleri ile siyasetin yıpratıcı etkileri ve markalaşma sürecinde işi bilmeyen liyakatsiz kişilerin yönetimi sonucu ilgi giderek azaldı ve siyasetin de ilgi alanından hızla uzaklaştı. Böylece projeler ve çalışmalar, gündemden ışık hızıyla düştü; tıpkı gündeme geldiği gibi.

Halbuki marka şehirciliğini hiçbir zaman anlayamadık. Bir logo, birtakım sloganlar ile insanların şehirlere ilgi göstereceğini düşündük. Bir de gelen turistlerin alması için birkaç parça ürün üretildi ve gelir artışı patlaması hayal edildi. Elbette büyük bir çoğunluğunun sonu hüsran oldu. Çünkü markalaşma dediğimiz şey, ürünün fiziki durumundan, algı durumuna; alt yapısından iletişim süreçlerine kadar geniş bir alanı kapsayan çok yönlü birtakım çalışmaları gerektiren bir alandır. Markalaşma sadece iki slogan birkaç parça ürün üretip birkaç yere reklam vermeyle kısa vadede sonuç alınacak bir konu değildir. Markalaşmada en önemli referans göstergesi zamandır. Zamana yayarak sürdürülebilir çalışmalar yapılması gerekiyor. Bu zaman içerisinde de çalışmaların üzerine koyarak gideceğiniz bir yol haritası gerekmektedir. Kısa zamana sıkıştırılmış, hızlandırılmış çalışmalarla bir şehri markalaştıramazsınız.

Markalaşmada iki ayrı boyutun olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi şehrin fiziki durumu, ikinci boyutu da şehrin konumlandırması. Marka şehirde en önemlisi “insanları şehre çekecek nedir, insanlar neden şehre gelsin?” sorusuna cevap aramaktır. Şehrinizi ne olarak konumlandırıyorsunuz? Turizm şehri mi, tarım şehri mi, sanayi şehri mi yoksa başka bir işlevi olan bir şehir mi? Bunu belirleyip alt yapı dahil her şeyi bu cevaba göre tekrar yapılandırmanız gerekiyor. Tarım şehri ise gelen turistleri tarım arazilerini gezdirme, bitki yetiştiriciliği konusunda sahada eğitimler, ürün hasat şenlikleri gibi etkinliklerle çeşitlendirerek çekersiniz. Sanayi şehri ise, üretim yerlerine seyahatler, üretilen ürün deneyimlemeleri, üretim deneyimlerimi, ürün indirim günleri festivalleri gibi etkinliklerle çekebilirsiniz. Yani bu iki örnekle görüldüğü gibi şehrinizin konumlandırması ne ise ona hizmet edecek faaliyetler yaparsınız.

Şehirlerin konumlandırılması kararı yerel karar vericiler tarafından yapılmamalıdır. Türkiye’de yapılan çalışmaların temelindeki hata bu oldu. Şehir planlaması sadece şehrin ulaşım, alt yapı, iskân gibi konularında olmaz, olmamalı. Her şehrin bir işlevinin olması lazım. Nasıl ki bir takımda herkesin ayrı görevi var, her şehrin de ayrı bir görevi olmalıdır. Her şehir ülkenin gelişmesi ve kalkınması için ayrı bir görev üstlenmelidir. Kimi şehirler tarım kimileri sanayi kimleri turizm kimileri sağlık kimileri inanç konularında görevler üstlenmelidir. Bunun tek plan içinde tek nizamda merkeziyetçi yaklaşımla yapılacak bir planlama ile belirlenmesi doğrudur. Şehirlerin makro ölçekte planlanması gerekir. Bunun için “Yerel Yönetim Hizmetleri Bakanlığı” kurulmalı; mevcut yapıda farklı bakanlıklarda dağınık olan yerel yönetimlere dair tüm hizmetler bir çatı altında toplanmalıdır.

Bu bakanlık ayrıca ülkenin kalkınması için gereken başta tarım, sanayi, turizm gibi konularda şehirler belirlemeli ve bu alanlarda çalışma yapmak üzere yerel yönetimlere görevler vermelidir. Bakanlık yapılan çalışmalarda denetçi görevinde bulunmalıdır. Başarının en önemli kısmı planlamadır. Eğer makro düzeyde tek elden yapılan bir planlama olursa başarı gelir. Merkeziyetçi ve âdem-i merkeziyetçi anlayışının bir arada olduğu yapı kurulması gerekiyor.

Planlama merkezi, uygulama yerel ve denetim merkezi olacak şekilde bir mekanizma kurulursa başarı gelir. Bu yapının kurulması için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ nin de avantaj olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir.

Sonuç olarak her şehir için yapılacak konumlandırma çalışması ile misyonları belirlenmeli ve yerel yönetim ile merkezi yönetimi koordine edecek bir mekanizma kurulmalıdır. Bunun için ilk işin “Yerel Yönetim Hizmetleri Bakanlığı” kurulması olmalıdır. Tek elden, merkeziyetçi ve âdem-i merkeziyetçi anlayışla yapılacak çalışmalarla; kalkınma, gelişim ve denetim sağlanmalıdır. Böyle bir mekanizma kurulursa, Türkiye’ nin geleceğin süper güçlü ülkelerinden birisi olması önünde hiçbir engeli kalmaz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir