İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarih ve tekerrür çıkmazı

Türkiye, geçmişinin zenginliği itibariyle, dünyadaki sayılı ülkelerden biridir. Binlerce yıllık geçmişinde birçok devlet kurulup yıkılmış; her birinde derin izler bırakmıştır. Bu bakımdan Türkiye’ nin köklü bir ülke olduğu ve Türklerin gurur duyacakları bir geçmişinin olduğunu ifade etmeliyiz.

Tarih pek çok konuda bize bugünü ve yarını anlatan bir öğretmen gibidir. Buna karşın Türk milleti ise dersini çalışmayan bir öğrenci gibidir. Çünkü tarihini bilmez. Daha da kötüsü okumaz, araştırmaz. Hal böyle olunca da manipülasyona ve dezenformasyona açık hale gelmektedir. Bu da toplumun dinamiklerinin sürekli dezenformasyona tabii tutulması ile sonuçlanır. O yüzden bu topraklarda gündem sürekli meşguldür ve doluluk hiç bitmez. Hâlbuki ki tarihten dersler çıkarılsa toplum birçok konuda çok daha farklı davranacaktır. Ama buna müsaade edilmez.

Türk milleti tarihini bilse bugün yaşananların büyük bir kısmının yaşanmasına müsaade etmezdi.

Toplumu rahatsız edenlerin bu oyununu bozmanın tek yolu okumaktır. Geçmişini bilmeyen millet zırhı olmayan bir savaşçı gibidir. Aldığı en ufak darbe, ölümcül olabilir. Tarihi bilirsek bugünkü emperyalist güçlerin bizden ne istediklerini ve yaptıkları şeylerin arka plandaki manasını anlayabiliriz. Çünkü dünyadaki milletler bundan 1000 yıl önce ne istiyorlarsa hala aynı şeyi istiyorlar. Emperyalist güçlerin dillerindeki ile zihindekilerinin ne kadar farklı olduğunu görebiliriz. Dilinde bal zihninde zehir taşıyan bu zihniyet, tarih boyunca her zaman böyle olmuştur, hala da olmaya devam ediyor. Çünkü emperyalist güçler planlarını binlerce yıllık yapar. Bu oyunu bozacak tek şey ise millettir. Bu da ancak tarihini bilmesiyle mümkün olur.

Yeni çağda uyanık milletler ayakta kalacaktır. Uyanık olmak için ise geçmişi bilmek gerekiyor. Demokrasiyi getireceğiz diyen bir zihniyetin arkasında emperyalist güçlerin olduğu bilinmezse geçmişte yapılan hatalar tekrar edilir. İşte o zaman tarih tekerrürden ibaret olur.

Tarih 16 Mart 1920, yer İstanbul.

“İngiliz Yüksek Komiserliği’nden Mr. Ryan, saat 9.40’da Sadrazamı ziyaret ederek, üç müttefik adına hazırlanmış olan ve işgalin gerekçesini bildiren notayı Sadrazam’a verdi49. Esasında bu, bir nota değil ültimatomdu. Zira, belgede, Yüksek Komiserler tarafından alınan kararlar ve istekler tebliğ edilmekteydi. Osmanlı Hükümeti” (notada böyle deniyordu), başta Kilikya olmak üzere çeşitli yerlerde meydana gelen olaylardan sorumlu olan “Mustafa Kemal Paşa” ve diğer sözde (“soi-disant”) “milliyetçi” liderlerle ilişkisini derhal kesecekti. Eğer bu çeşit olaylar tekerrür edecek olursa, Türkiye barışında öngörülen şartlar çok daha sertleştirilecek ve şimdiye kadar verilmiş olan tâvizler(!) geri alınacaktır. İstanbul’un işgali, Barış Antlaşması’nın şartları kabul edilip uygulanıncaya kadar devam edecektir.”

Böylece uç beyliğinden cihan imparatorluğu haline gelen, koskoca Osman İmparatorluğu’ nun başkenti resmen işgal edildi. İşgal gerekçelerinde vurgulanan hususlar şunlardı:

  1. İşgal geçicidir.
  2. İtilâf Devletleri, Padişahlığı yıkmayı düşünmemektedirler.
  3. İtilâf Devletleri, Türklerin elinden İstanbul’u almayı da düşünmemektedirler. Fakat, Allah Korusun (God forbid), geniş çaplı karışıklıklar ve katliâmlar olursa, bu karar muhtemelen değişecektir.
  4. Bu kritik zamanda, herkesin normal işine devam etmesi ve kamu düzeninin korunmasına katkıda bulunması bir görevdir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerinde yeni bir Türkiye inşa etme ümidini yıkmaya çalışanlara kimse kanmamalıdır. İstanbul’daki Padişah’ın emirlerine itaat etmek herkesin görevidir.
  5. Bu çeşit tahriklerde bulunan bazı kişiler tutuklanmış bulunmaktadır. (Bununla kasdedilen, 16 Mart sabahı tutuklanan ve Malta’ya sürülen milletvekilleriydi).

Ne kadar onurlu gerekçeler değil mi? İstanbul halkına sürekli telkin edilen gerekçe ise “Saltanatın gücünü pekiştirmek için buradayız” şeklindeydi. Bu işgali meşrulaştırma ve halkın iş birliği ve desteğini almak için söylenen kara bir yalandı maalesef.

Emperyalist güçlerin yegâne amacı kadim İstanbul ve Anadolu topraklarına sahip olmaktı. İstanbul işgalinden sonra Anadolu topraklarını paylaştılar ve fiili işgal başladı. Daha önce dediğimiz gibi bu güçleri durduracak tek şey millettir. İşte o dönemde de bu oyunu Yüce Türk Milleti’ nin gösterdiği irade bozdu ve İstanbul başta olmak üzere Anadolu toprakları gerçek sahibine kaldı.

Birinci Cihan Harbi ve ardından verilen Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile bir devir kapandı ve yeni bir sayfa açıldı. Ama hiçbir şey bitmedi. En azından emperyalist güçler için. Savaşı farklı boyuta taşıyarak devam ettirdiler. Bunun için Türk milletinin tarihi ile olan bağını kestiler ve geçmişi unutturdular. Sonrasında tarihi yazdıkları, yalan bilgilerle dolu, senaryo ile değiştirdiler.  Yalan yanlış bilgiler tarih diye öğretildi. Hala da böyle devam ediyor.

Lozan Barış Antlaşma görüşmelerinde dedikleri gibi. Her şeyi not ettiler ve bunun acısını çıkarmayı hedefliyorlar. Bu oyunu bozacak olan tek şey yine milletin kendisi olacaktır. Çünkü bulunduğumuz coğrafya dünyanın merkezidir ve her ülkenin sahip olmak isteyeceği kadar kadimdir.

Bundan sonra da yine gelecekler. Farklı şekilde farklı yöntemlerle. Ta ki bir daha yenilene kadar. Türkiye bu toprakların gerçek sahibinin kendisini olduğunu binlerce kez gösterene kadar yılmadan…

Tarihten ders almalıyız. Almadığımız takdirde dillerindeki bala kanıp elimizdekilerin hepsini kaybedebiliriz. Yeni çağda tüm milletlerin uyanık olması gerektiği gibi bizim de uyanık olmamız gerekiyor. Tarihi tekerrür edip etmemesi bizim ellerimizde.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir