İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tarihin öğrettikleri ve öğretemedikleri

Dünyanın en zengin tarihine sahip milletlerden biriyiz. Bu zenginliğimizi gelişimimiz için kullanamayan da bir milletiz. Hatta başkalarının tarihimizi sulandırmasına ve yalan yanlış bilgileri tarih diye sunmasına da ses çıkarmıyoruz; çıkarmadığımız gibi bu yalan yanlış bilgiler üzerinden toplum olarak kutuplaşıyoruz.

Sanırım bu özellikleri sebebiyle yani varlık içinde bu kadar yokluk yaşayan başka bir millet yoktur. Tarihtir ne işer yarar diye sorarsanız elbette bir işe yaramadığını söyleyebilirim ama bu haliyle…

Tarih, ne yazık ki, okullarda okuduğumuz bilgiler değil. Onlar yukarıda bahsi geçen sulandırılan ve olmayan bilgilerle süslenmiş hikayelerden ibarettir. Tarihin özü ezber değildir. Tarihin özü yorumdur. Tarihte herhangi bir kesitin yaşanma tarihi, nedenleri, amaçları gibi bilgiler elbette önemlidir; diğer olay ve örgülerle anlamlandırdığı sürece. Diğerlerinden bağımsız irdelenen bilgiler salt ezberden öteye gitmez ve sadece çocuklarımızı, gençlerimizi tarihten uzaklaştırmaya yarar. Bunun yanında yorum yapmak, bağlantı kurmak, mesaj çıkarmak gibi hayat boyu yarayacak öğretileri ve becerileri de kazanamazlar. Bu daha vahim bir durumdur. Tarih birçok alt bilimi içinde barındıran bir öğretidir aynı zamanda. Kesinlikle bu bakış açısıyla konu tekrar ele alınarak, müfredatlar sil baştan yeniden oluşturulmalıdır.

Tarihimiz, süreç boyunca yıkılan ve yeniden kurulan devletlerin olması, zor bir coğrafyada hüküm sürülmesi açısından devlet yönetiminde de oldukça zengin bir kaynaktır. Bu kaynak bugün ve yarın için bir yol haritası niteliğindedir. Geçmişte yapılan uygulamalar, yabancı ülkelerin tutum ve davranışları, çıkartılan kanunlar, halkın bakış açısı gibi birçok bilgi ve deneyim barındırır içinde. Fakat bu bilgiler hazır, hap niteliğinde bilgiler değildir. Çünkü tarih birbirinden farklı olaylar arasında bağlantı kurma ve yorumlamadır. Bu sebeple devlet yönetiminin temeli tarihtir. Bunu bir yönetim danışmanı olarak söylüyorum. Bu çok net bir tespittir. Günümüzün dezenformasyon etkisindeki kamuoyunda bu konu sulandırılmak istenebilir ama konu tartışmaya açık da değildir. Bu sebeple de devlet yöneticileri arasında tarihçilerin yer alması ve sayılarının artması en büyük dileğimdir.

Tarih bize geçmişten gönderilen mesaj kutusudur aynı zamanda. Bu mesajları alıp okumak, yorumlamak ve kullanmak bize bağlıdır. Ama geleceğin yüzyılında süper güçlü bir ülke olmak isteniyorsa bu mesajların her bir satırı, kelimesi atlanmadan okunmalıdır. Tekrar tekrar okunmalı, farklı bakış açıları ile irdelenmelidir. Bu yüzden de sadece devlet yönetiminde tarihçilerin yer alması yetmez aynı zamanda bu çalışmaları yapacak kurumlara da ihtiyaç vardır. Bu amaca yönelik olarak “Yönetim Tarihi Enstitüsü” kurularak yönetim tarihi konusunda çalışmalar yapmalıdır. Böyle bir kurum devletin şifre çözücüsü konumunda olacaktır. Geçmişten gelen mesajları çözümleyecek ve bugünü anlamamızı sağlayacak, yarınımıza da ışık tutacaktır.

Toplumda, doğru bilgilerden oluşan, tarih bilinci oluşturulmalıdır. Bunun için okumayı teşvik etmeli ve toplumda okuma kültürü oluşturulmalıdır. Bu konuda yine tarih referans alınarak, kıraathaneler açılmalı, okumaya imkân sağlayacak şekilde tefriş edilmelidir. Özellikle kolay şekilde ulaşılmayan değerli kaynakların kopyalarından oluşacak kütüphane tefriş edilmelidir bu kıraathanelere. Toplumun okumasını sağlayacak politikalar oluşturulmalıdır. Göstermelik bir iki kampanya değil bahsettiğim. Sürekliliği olan bir politika oluşturulmasından bahsediyorum. Tarihçileri daha çok toplumla bir araya getirecek kamuoyu oluşturulmalıdır. Son yıllarda bu yönde adımlar atılıyorsa da sayısı daha da arttırılmalıdır.

O kadar çok gürültü çıkartıyoruz ki, geçmişin bize söylediklerini duyamıyoruz. Susmalıyız ve geçmişe kulak vermeliyiz. İşte o zaman daha mutlu, refah seviyesi yüksek ve bilinçli bir toplum olabiliriz.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir