İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Türkiye Yüzyılı Yönetim Doktrini

Türkler tarih boyunca yaşamına farklı devletlerle devam ettiler. Kendilerine göre yönetimsel olarak ömrü tükendiğini düşündükleri devletleri feshedip sıfırdan yeni devlet kurmaktan çekinmediler. Bunun Türklerin yönetim tarzı olduğunu, tarihte kurdukları on altı devlete baktığımızda, kabul etmek gerekiyor.

Osmanlı İmparatorluğunun son zamanlarında, kendini feshetme zamanının geldiği öngörülmüş ve kurulacak yeni devletin altyapısını oluşturmak için reform çalışmalarına başlanmıştır. Kurtuluş Savaşı, bu reformların sonucu olan eğitim sistemiyle yetişmiş Gazi Mustafa Kemal ve kurmay ekibi arkadaşlarının öncülüğünde kazanılmıştır.

Birinci Cihan Harbi sonunda verilen Kurtuluş Savaşı, dünya için bir milat olmuştur. Tüm milletlerin ortak paydada buluştuğu fikir, Türkler askeri olarak yenilmesi çok zor, savaşçı bir millet, oldu. Bu sonuçla birlikte mücadelenin cephesinin ekseni kayması gerekliliği fark edildi. Türklerin belli aralıklarda tutulması, Churchill’in deyimiyle “büyürse budayın, solarsa sulayın” mottosuyla hareket edilmesi sağlandı. Bu yolda yapılan ilk şey Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte aktarılması gereken beşerî mirasın önünü kesmek oldu. Böylece Cumhuriyet yönetimsel olarak geçmişin bilgi, deneyim ve kabiliyetinden yoksul kalacaktı. İstenilen oldu ve ortaya çıkan boşluk, yabancı ülkelerin vesayeti ele almasıyla dolduruldu. Böylece genç Cumhuriyet Atatürk dönemi sonrasında yabancı menşei vesayet altında yönetilmeye başlandı.

Devlet yönetiminin, ülkeyi yönetmekten ziyade, yönetmeyi engellemek ekseninde bir bürokrasi geliştirildi ve topluma, bürokrasi kurumunun ulaşılmaz, aşılamaz, yasalarla korunan ve halktan üstün algısı yerleştirildi. Toplumda, kalkınma yolunda ortaya çıkartılan engellere “bürokrasi” deyip geçmeye alıştırıldı. Sorgulamadan, ortadan kalkması için bir şeyler yapılmayan bu yapı toplumun alışılagelmiş bir parçası oldu. Zaman içerisinde, vesayet altındaki bürokrasi tarafından Atatürk dönemi yapılan tüm girişimlerin önü kesildi. Toplumdan da tepki gelmeyince bürokrasi üzerinden amaca ulaşıldı.

100. yılında Türkiye, yeni bir düzene geçiş yapmaya çalışan dünyanın kaotik ortamında; gelişmiş ve kalkınmış olarak süper güçlü bir ülke olmak için mücadelesine devam ediyor. İkinci yüzyılı için “Türkiye yüzyılı” nitelemesi ile ilk yüzyıldakine göre daha güçlü, kalkınmış ve gelişmiş bir ülke olmak için reformlar yapılacak. Bu reformlar sonucu yeni dünya düzeninde süper güçlü ülkelerden biri olmak, kalkınmışlık ve refah seviyesi yüksek bir ülke yaratılması hedeflenmektedir.

Yeni çağda tüm alanda değişimlerin olduğu öngörüsüyle yönetime dair tüm tanım ve kavramların tanımının değişeceği, yönetime dair tüm planlama ve kurgular bu tanımlara göre yapılandırılmalıdır.

Bu sebeple;

Tarihten dersler çıkartarak devlet yönetim sisteminin öze dönmesi, miadını doldurmuş, tüm vesayetlerden uzak, bağımsız ve gelişimci özelliği olan Merkez Anadolu Devlet Yönetimi Sistemi ile yeni bir yönetim sistemi inşa edilmelidir.

Gerekçeler:

  • Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde önceki on altı devletin yönetimsel mirası Cumhuriyet’e tam ve sağlıklı şekilde aktarılamamıştır.
  • Cumhuriyet’in ilk yüz yılında yönetim, vesayet tarafından kontrol altındaydı. Bu sebeple, tarihteki yönetime dair on altı devlette binlerce yıllık deneyim, bilgi ve birikimi kullanılamamıştır.
  • Dünyanın düzeni değişmektedir. Oyunun kuralları değil bizzat oyunun kendisi değişmektedir. Bu sebeple de Türkiye’nin değişeme ayak uydurması ve değişen eksende yerini en güçlü şekilde alması gerekmektedir.
  • İlk yüzyılda vesayet altında özünden uzaklaşan yönetim sistemi, Kıt’a Avrupası ve Anglo Amerikan yaklaşımı etkisi altında kalarak, Türklerin geçmiş yüzyıllarda başarıya ulaşmış sistemlerinden uzaklaşılmıştır.
  • Türklerin tarih boyunca binlerce yıllık yönetim bilgi, birikim ve deneyimleri kurumsallaştırılamamıştır. Bu yüzden tüm birikim, sistematik bir şekilde tek sistem altında disiplinli şekilde toplanamamıştır.
  • Türkiye yüzyılında başarılı olacak sistem, Türklerin kendine özgü geliştirdiği sistemdir. Bu sebeple de geçmiş tüm birikimi bir sistem altında disiplinli şekilde toplama ihtiyacı vardır.

Sonuç:

  • “Türkiye Yüzyılı” olarak adlandırılan Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, yönetimde Kıt’a Avrupası ve Anglo Amerikan bakış açısını ortadan kaldırarak yönetim vesayetine son verilmelidir.
  • Merkez Anadolu Devlet Yönetimi Sistemi’ne geçilerek, tarihte yönetime dair elde edilmiş tüm birikim bu sistemde toplanılarak, sistem hayata geçirilmelidir.
  • Geçmişteki yönetimsel tüm birikiminin toplanması ve Türk yönetim tarihinin bugünlere ulaştırılması için “Yönetim Tarihi Enstitüsü” kurulmalı ve bu alanda düzenli ve sürekli kurumsal çalışmalar yapılmalıdır.
  • Pandemiyle birlikte yakın çağın kapanması ve yeni bir çağın başlamasıyla dünya düzeninin sil baştan olduğu bir dönemde yönetim sistemleri de yenilenmek zorundadır. Bu vesile ile Türkiye yönetim sisteminin değişmesinin, zaman kaybı veya dünyanın gerisine düşme gibi negatif yönlü sonuçları olmayacaktır.
  • Yönetim yeniden oluşturulur, uygulanır ve geliştirilirse, her alanda başarı gelecektir. Çünkü yeni çağdaki en önemli güç yönetim olacaktır.
  • Oluşturulacak yönetim sistemi, liyakat odaklı hareket edilerek, oluşturulma, uygulama ve geliştirilme evrelerin tamamı profesyonellerin liderliğinde yürütülmelidir.
  • Bu çalışmalar, ivedi olarak yapılması gereken reformların başında gelmelidir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir