Son zamanlarda devletler, nasıl bir politika izleyeceklerini şaşırmış durumdadır. Dünya siyasetinde hangi stratejiyi benimseyeceklerini ve devletlerini nasıl konumlandıracaklarını bilemez hâle gelmişlerdir. Bu yönüyle devletler, küresel politika üretmekte zorlanmakta ve adeta bir araf hâli yaşamaktadır. Kimi devletler güçlü liderleri ön plana çıkararak liderin kişisel politikasını devlet politikası hâline getirirken, kimi devletler pasif bir yaklaşım benimsemekte; kimileri ise gözlemci konumunda, gelişmelere göre pozisyon almaktadır. Ancak tüm devletlerin ortak noktası, kısa ve orta vadeli bir politikalarının olmamasıdır.
Bu sorunun temel nedeni, pandemi döneminde başlayan yeni çağı ve bu çağın gereksinimlerini okuyamamış olmalarıdır. Bu stratejik körlük sonucunda devletler, günlük siyasetle günü kurtarmaya çalışmaktadır. Ancak bu yaklaşım, hiçbir devlete kalıcı başarı ve istikrar sağlamayacaktır.
Devlet üst yönetimlerinin, pandemi sonrasında girilen yeni çağı kabullenmesi ve yeni çağın gereksinimi olan yeni dünya düzenine uygun şekilde devlet yönetimini yeniden inşa etmesi gerekmektedir. Aksi hâlde, küresel ölçekte devletlerin savrulması kaçınılmaz olacaktır.
Yeni çağın dünyasında sorunun siyaset olmadığını kavramak ve devlet yönetimlerini bu doğrultuda yeniden inşa etmek zorunludur. Eski çağın devlet yönetimi yaklaşımları olan Kıta Avrupası ve Anglo-Amerikan modelleri iflas etmiş; dolayısıyla yeni çağ için yeni devlet yönetimi yaklaşımlarına ihtiyaç doğmuştur. Devlet üst yönetimlerinin, yeni çağın geçiş dönemi olan 2019–2025 yılları arasında, yeni dünya düzeninin ihtiyaç duyacağı devlet yönetimi yaklaşımını inşa etmeleri gerekiyordu. Bu geçiş sürecini, devlet yönetimlerine yatırım yaparak değerlendirmeleri gerekiyordu. Çünkü yeni çağ, “devlet yönetimi çağı” olacak ve devlet yönetimlerinin yeni çağ vizyonuna uyumlanması zorunludur. Ancak devlet yönetimleri bu geçiş döneminde yönetim inşası yerine siyaset yapmayı tercih etti. Bugün gelinen noktada siyaset de iflas etmiş, bunun sonucunda savrulmalar başlamıştır.
Devletlerin yeni çağda ihtiyaç duyduğu şey siyaset değil, yönetim aklıdır. Yeni çağ vizyonuna uygun bir akıl inşa edilmelidir. İflas eden devlet yönetimi yaklaşımlarının yerine, yeni yaklaşımlarla başlayan yönetim sistemi inşası süreci yürütülmelidir. Bu süreç, yeni çağ vizyonuna sahip yeni yönetici kadrolarla gerçekleştirilmelidir. Ancak siyaset ön planda olduğu için eski çağın yönetici kadroları görevlerini devretmekte direnç göstermektedir. Bu durum, hemen hemen tüm devletlerde benzer şekilde yaşanmaktadır. İşte tam bu noktada devlet üst akıllarının devreye girerek bu dönüşümü sağlaması gerekmektedir. Zaman uzadıkça dünya, daha fazla askerî, ekonomik ve sessiz savaşa sürüklenmektedir. Bu durum, yeni çağın başında küresel dengeyi sağlama açısından sınırları daha da zorlamaktadır. Bu nedenle müdahale edilmeli; devlet yönetimleri siyaseti geri plana alarak yönetim aklının yeniden inşasına yönelmeli ve bu sürece gereken önemi vermelidir.
Yeni çağın vizyonu olan “devlet yönetimi çağı”nın gereği olarak, yeni dünya düzeninin inşasına yönetim yaklaşımı oluşturarak başlanmalıdır. Bu noktada, eski çağda olduğu gibi az sayıda yaklaşım yerine daha fazla yaklaşımın ortaya çıkması; yönetimler arası rekabetin artması ve bunun sonucunda devlet yönetimi alanının gelişmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Sonra belirlenen yönetim yaklaşımına bağlı olarak yeni yönetim sistemleri inşa edilmelidir. Yeni devlet yönetimi inşa edilirken her devletin jeopolitik konumu, yaşam tarzı, toplum yapısı ve kültürü esas alınmalıdır. Aksi takdirde, sınırlı sayıda yönetim sistemi oluşturulup devletlerin birbirinden model alması, eski çağda olduğu gibi devlet yönetimi alanının körelmesine ve gelişememesine yol açacaktır. Her devletin kendi devlet aklını oluşturması gerekmektedir. Devlet aklı, devlet yönetimi sisteminin ruhudur. Devlet aklı olmayan bir yönetim sistemi, ruhu olmayan bir bedenden, yani ölü bir bedenden ibarettir.
Sonuç olarak, dünya ölçeğinde devlet yönetimleri boşa geçirilen altı yılın ardından devlet aklı inşa etmenin önemini kavramaya başlamış; tüm dünyanın bu eksikliği derinden hissettiği bir dönemden geçilmektedir. Devletlerin ihtiyacı olan, günü kurtarmaya yönelik günlük siyaset değil; geleceği inşa edecek bir devlet aklıdır. Bu gerçeği fark eden devlet yönetimleri, yeni çağın süper gücü olma yolunda çok büyük avantajlar elde edecektir. Bugün dünya, devlet üst yönetimlerini bir sınava tabi tutmaktadır: Ya eski çağın iflas eden yaklaşımlarıyla yola devam edilerek günlük siyasetle gün kurtarılmaya çalışılacak ya da devlet aklı inşa edilerek yeni devlet yönetimi çağı resmen başlatılacaktır.
Kaynakça
Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.
Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.
