Pandemiyle birlikte kapanan eski çağın ardından yeni çağa geçiş süreci devam etmektedir. 2025 yılının üçüncü çeyreğinde tamamlanması öngörülen bu geçiş, halen sonuçlanmamış; eski çağın dünya düzeni yıkılmaya devam etmektedir. Bu süreç, başlangıçta dip ve sıfırlama evreleriyle tanımlanmıştı; ancak beklenenden uzun sürmüştür. Bunun temel nedeni, eski çağın devlet yöneticilerinin görevlerini terk etme konusunda gösterdikleri dirençtir. Ne var ki bu direnç, doğa kanunlarına karşı durulamayacağı gerçeğinde olduğu gibi, süreci yalnızca uzatmış; mutlak sona yaklaşılmasını engelleyememiştir.
Yeni düzenin kurulmaya çalışıldığı dünyada, devletlerin kendilerini yeni çağ için konumlandırma mücadelesi küresel ölçekte sürmektedir. Her devlet, yeni çağın süper gücü olabilmek amacıyla diğerlerine diplomatik, askerî ve siyasî alanlarda gücünü göstermeye ve test etmeye çalışmaktadır. Ancak bu yöndeki çabaların hiçbirinin kalıcı başarıya ulaşması mümkün görünmemektedir.
Yeni çağın dünya düzeninde süper güç olacak devletler, yönetimsel güce sahip olanlar olacaktır. Bunun için eski çağın iflas etmiş devlet yönetimi anlayışları terk edilmeli; yeni çağın yönetim yaklaşımları ve sistemleri inşa edilmelidir. Bu sistemler, yeni çağın yöneticileri tarafından kurulmalıdır. Artık devlet yönetimlerinin başına yeni çağın yöneticileri geçmelidir. Dünya düzenindeki kaosun, krizlerin ve çatışmaların temel nedeni, bu dönüşümün henüz gerçekleşmemiş olmasıdır. Eski çağın yöneticileri ise gitmeyi geciktirmek için gündem oluşturmaya devam etmektedir.
Diğer taraftan devletler üstü yapılar, yeni çağın küresel stratejilerini şekillendirmektedir. Bu stratejiler, “gelişim” kavramı altında dünya toplumlarına pazarlanmaktadır. Toplum 5.0 bu yaklaşımların örneklerinden biridir. Toplum 5.0, dijitalleşmenin artması ve dijital bir yaşamın dünya halklarına sunulması öngörüsüyle ortaya çıkmıştır. Adı kamuoyunda neredeyse hiç anılmayan bu akımın uygulamaları ise aşama aşama hayata geçirilmektedir. Adı konulmadan, küçük parçalar hâlinde uygulanan bu süreç, emperyalist pazarlama stratejilerinin bilinen yöntemlerinden biridir.
Yeni Dünya 5.0 ise Toplum 5.0 anlayışına karşı ortaya çıkan; teknolojinin toplumun merkezinde değil, yalnızca yardımcı bir araç olarak konumlanmasını öngören bir yaklaşımdır. Yeni Dünya 5.0, odağına insanı, hayvanı ve çevreyi, yani dünyayı alır. Bunların dışında kalan her unsur araçtır. Araçların amaç hâline gelmesinin dünyaya verdiği zarar, tarihte pek çok örnekle sabittir.
Yeni Dünya 5.0 ile Toplum 5.0 arasındaki bu çatışma, dünyadaki iyi ile kötü arasındaki mücadele kadar belirleyici bir öneme sahiptir. Bu mücadele, dünyanın geleceğini tayin edecek niteliktedir. Bu nedenle adı açıkça konulmamış olsa da, yeni düzenin kurulma aşamasında iyi ile kötü arasındaki savaş kendini göstermektedir.
Türkiye 5.0, Anadolu coğrafyasında ortaya çıkan Yeni Dünya 5.0 yaklaşımının, Merkez Anadolu devlet yönetimi anlayışıyla harmanlanması sonucu oluşmuş bir üst akıl yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, dünyayı sığ tarih okumasına ve sınırlı bilgi birikimine dayandıran eski çağ devlet yönetimi anlayışlarının geride kalması gerektiğini savunur. Yeni çağın, kökleri binlerce yıla dayanan ve semavî dinler açısından kadim kabul edilen Anadolu coğrafyasına dayalı bu yönetim anlayışıyla şekilleneceği iddiasıyla ortaya konulmuştur. Bu bağlamda yeni çağın “Merkez Anadolu Çağı” olacağı iddiasını güçlü biçimde sürdürmektedir.
Sonuç olarak, teolojik olarak tüm dinlerde yer alan iyi ile kötü arasındaki savaş, yeraltından yer üstüne çıkmış durumdadır. Bu savaş artık aleni şekilde yürütülmekte ve sonucu yeni çağın belirleyicisi olacaktır. Ortaya çıkacak tablo, başta devletler arası dünya düzeni olmak üzere tüm devletleri, toplumları ve diğer tüm kesimleri derinden etkileyecektir. Yeni çağa geçişin başında bulunulan bu dönemde, devlet üst akıllarının stratejilerini doğru ve isabetli biçimde belirlemesi hayati önem taşımaktadır. Devletlerin süper güç mü olacağı, yoksa süper güçlere tâbi gelişmemiş ülkeler arasında mı yer alacağı, bu dönemde atılacak adımlarla belirlenecektir.
Kaynakça
Bu makale, klasik anlamda literatür taramasına dayalı bir derleme veya ampirik araştırma değildir. Çalışma boyunca herhangi bir akademik metinden doğrudan alıntı yapılmamış, fikir aktarımı veya kavramsal ödünçleme yoluna gidilmemiştir. Metin, yazarın uzun yıllara dayanan düşünsel birikimi, devlet yönetimi alanındaki gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabası doğrultusunda özgün olarak kaleme alınmıştır. Bu nedenle kaynakça bölümü, literatüre referans sunmaktan ziyade, çalışmanın özgünlüğünü ve kurucu niteliğini vurgulamak amacıyla bilinçli olarak sınırlı tutulmuştur.
Dolayısıyla bu çalışma, literatüre dayalı bir yorum metni değil; literatüre katkı sunmayı hedefleyen özgün bir teorik çerçeve olarak değerlendirilmelidir.
