İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yeni dünya düzeninde Türkiye

Her şey olağan akışında ilerliyordu. Dünya rutininde ağır ağır yol alırken, Çin’in Wuhan şehrinde, tüm dünyayı etkileyecek, bir hastalık ortaya çıktı. Wuhan Belediyesi Sağlık Komisyonu, 31 Aralık’ta kentteki Huanan Deniz Ürünleri Pazarı ile teması bulunan 27 kişide daha “gizemli hastalığın” görüldüğünü açıkladı. 7 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın SARS olmadığını fakat yeni tip bir koronavirüsten kaynaklandığını açıkladı. Yarasalardaki bir betakoronavirüsün insana geçerken mutasyona uğramış hali olan yeni tip koronavirüse “2019-nCov” adı verildi. Çinli bilim insanları da 9 Ocak’ta söz konusu “gizemli hastalığı” yeni tip koronavirüs olarak tanımladı. Başta tüm dünyada pek dikkate alınmasa da kısa sürede dünyanın bir numaralı ve tek gündemi haline geldi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün 11 Mart 2020 tarihinde pandemi ilan etmesiyle Yakın Çağ resmen kapanmış oldu. Rutin hayat askıya alındı, tüm dünyada endişeyle karışık ne yapacağını bilememe hali oluştu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), koronavirüsün (Covid-19), pandemi (salgın) olarak nitelendirildiğini duyurdu. Dünya Sağlık Örgütü, (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, örgütün Cenevre’deki merkezinde yaptığı basın toplantısında koronavirüs salgınında dünya çapında 11 Mart’a kadar 4 bin 291 can kaybı yaşandığını duyurdu. Örgüt, en son 2009’da ortaya çıkan H1N1 virüsü için “pandemi” ilan etti.

Öyle bir hastalıktı ki; kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına aldı. Devletler çaresiz, Dünya Sağlık Örgütü’nün eli kolu bağlı; kısacası tam bir şok havası hakimdi. Sağlık sektörü bu amansız hastalığa çare bulmaya çalışırken, devletler ise tam kapanma ilan etmekten başka bir şey yapamıyordu. İnsanlar evlerine çekilince doğa kendiyle baş başa kaldı.  Doğa, uzun yıllardır insanoğlunun vermiş olduğu tahribatı, tamir etmeye başladı.

80 yıldan bu yana doğa ve atmosferdeki görülen en büyük değişimlerden birini yaşayan dünya, ruhsal olarak dip noktasına yol alırken; fiziksel olarak zirvesini yaşadı. Dünya biz insanlara mesajını verdi, dengeleri bozmadan, sınırını aşamadan yaşa dedi. Misafir olan biz insanlar, dünya bizim evimiz. Umarım insanlar bu olaydan gerekli dersleri çıkarmıştır ve bundan sonra dünya dostu bir şekilde evine olması gereken özeni gösterir. Ama ders almayıp bundan önceki gibi davranmaya devam edersek, maalesef, dünya bize daha ağır bir ders verecektir. Garip bir savaş; insan kazandığında, kaybedenin kendisi olduğu…

Dünya tarihinde bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılması yaşanan birtakım olaylarla olmuştur. İlk Çağ yazının icadıyla başlamıştır. Orta Çağ’ın başlangıcı M.S. yaşanan Kavimler Göçüdür. Yeni Çağ’ın başlangıcı İstanbul’un Fethi olmuştur. 1789 yılında Fransız İhtilali ile başlayan Yakın Çağ 2019 yılındaki Covid-19’ a bağlı dünya genelinde ilan edilen pandemi ile kapanmış, süper çağ başlamıştır.

Çağların kronolojik olarak sıralaması aşağıdaki gibidir:

Pandeminin bir milat olduğu, dünyanın uzun yıllardır kabuk değiştirme sancıları sonucunda yeni çağı doğurduğu bir olay olduğundan bahsetmiştik. Bu olay pandemi oldu. Elbette tüm çağ başlangıçlarında olduğu gibi bir anda yeni çağ başlamayacak. Yeni çağa geçiş süreci olacak. Bu süreç sıkıntılı olacak, olmalı da. Çünkü her doğum bir acı ile olur. Dünyanın eski alışkanlıklarını terk edip yeni alışkanlıklara hazırlanması ve alışması elbette bir sürede olacak. Süper çağ olarak adlandırdığımız yeni çağın birtakım gereksinimleri olacak. Bu gereksinimler geçiş sürecinde ortaya çıkacak.

Bizler eski çağın kapanıp, yeni bir çağın başlamasına şahit olan nesiliz. Bu bir şans mıdır, şanssızlık mıdır orasını yorumunuza bırakıyorum. Ama gerçek olan bir şey var; dönüşümü yaşayan nesil olduk. Yeni çağın neler getireceğini hep birlikte göreceğiz.

Süper çağın başlangıç sürecinin panoramik görünümü aşağıdaki gibidir:

Covid-19 virüsünün çıktığı 2019 yılını yakın çağın kapandığı olay olarak kabul ediyoruz. Miladımız pandemi diyebiliriz. Pandemi başlangıcında itibaren dünya ilk şokunu yaşadı. Devletler yıllarca her ne kadar olası pandemi ile ilgili planlar yapmış olsa da başa gelince tüm dünya ilk şoku yaşadı ve ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini bilemedi.

Zaman geçtikte hastalık gerçeği ile yüzleşen dünya, hastalığın varlığını kabul ederek, hastalık ile yaşamayı test etti. İnsanoğlu bir taraftan hayatına kısıtlı şekilde devam etmek isterken bir taraftan hastalıkla savaşmaya devam etti. Hastalık gerçeği tüm dünyaca kabullenip, içselleştirildi. Denemeler kısa süre içerisinde sonuç vererek hastalık gerçeği ile hayat olanca akışına geri döndü. Maske, dezenfektan, sosyal mesafe, aşı gibi kavramlar hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi.

Tam böyle gidecek denilirken, hayat normale dönmeye başlayınca, dünya hızla dibe vurdu. İlk şok sonrası uyanan insanlık, dünya dinamiğinin ana fikri olan ekonomik sarsıntıları değil ciddi yıkıntılar yaratan bir ekonomik krizi buldu kucağında. Böylece dip dönemine girilmiş oldu. Esas oyun şimdi başlıyor. Bu zamana kadar fragmanı yaşayan dünya, esas filmi şimdi izleyecek. Dip dönem de kimsenin birbirini tanımadığı, her topluluğun ya da devletin kendi derdiyle uğraşacağı bir dönem olacak. Müttefiklik, aynı topluluğun ülkesi, dost ülke, komşu ülkeler; kimse birbirini tanımayacak. Küçük kıyamet de diyebiliriz dip dönemine. 2023 yılının üçüncü çeyreğine kadar sürecek olan dip döneminde, dünya birçok konuda yeni başlangıçlara sahne olacak. Geçiş sürecinin en ağır dönemi olduğunu söyleyebiliriz. Ama şu açıdan da bakmamız mümkün. Zirveye en yakın nokta diptir ve dipten güçlenerek çıkacak ülkeler, hızla zirveye yükselip, yerleşecekler. Eski dönemdeki tanımlar yıkılacak. İstisnasız her ülke dip dönemi yaşayacak. Büyük sıfırlanma gerçekleşecek. Sadece ekonomik alanda değil, siyasal, sosyal, kültürel ve yaşamın her alanına dair ne varsa etkilenecek. Her ülke kendi büyüklüğüyle doğru orantılı şekilde sıkıntılar yaşayacak.

Dip dönem sonrasında 2023’ ün son çeyreğinden 2024’ ün son çeyreğine kadar yaklaşık bir sene yükseliş mücadelesi dönemi yaşanacak. Dip döneme alışan ve onunla başa çıkan devletler artık yeni çağda nasıl süper güç olunur, zirveye nasıl çıkılır sorusunun cevaplarını arayacak. İşte bu döneme yükseliş mücadelesi dönemi diyoruz. Bu dönemi küresel rekabetin olduğu, oldukça sert rüzgarların estiği dönem olarak da nitelendirebiliriz. Bu dönemde devletler arası rekabetin olduğu, yeni blokların kurulduğu, yeni kutupların oluştuğu yeni dengeler ortaya çıkacak. Bu dönemde devletlere ait ne kadar eski küresel düzen varsa yıkılacak. Yeni düzen kurulacak. Şu anda derinden bu dönem için çalışan ve yatırım yapan ülkeleri, yeni çağın süper güçlü ülkesi olacağını göreceğiz.

Yeni dünya düzeninde Türkiye

Devletlerin de bugünün karmaşasından sıyrılıp, geleceği düşünür hale gelmesi, yeni çağdaki konumlarını belirleyecek. Geçiş süreci dönemi karmaşasında ezilenler ise yeni çağın gelişmemiş ülkelerinden olacaktır. Bu sebeple dünyada düzenindeki sil baştan değişime ayak uydurmak için şimdiden projeksiyonlar çizmek ve gereken yasal düzenlemeler yapmak elzemdir. Bunu başarabilen ülkeler, gelişmişlik, refah ve kalkınmada süper güçlü hale geleceklerdir. Geçiş sürecinin olağanüstü kargaşalıklarında boğulan ülkeler ise kalkınamayacak ve yeni çağın refah seviyesi çok düşük ülkelerinden olacaklardır.

Türkiye ise bulunduğu coğrafi konum avantajı ve tarihteki önemine istinaden yeni çağın süper güçlülerinden biri olmaya en yakın adaylarından biridir. Geçiş süreci dönemini belki de en az hasarlı atlatacak ülke Türkiye olacaktır. Çünkü Türkiye’de gündem her zaman yoğundur ve krizler kronik bir durumdur. Bu sebeple geçiş süreci döneminde ortaya çıkacak olağanüstü durumlarla baş etmeye, doğal olarak, hazırdır. Fakat ortada başka bir gerçek vardır ki, yönetimsel olarak yatırım yapılması gerekir. Alt yapının yeni çağın gerekliliklerine göre oluşturulması şarttır. Eğer bu gerçekleşir ise Türkiye, yeni çağın süper güçlü ülkelerinden biri olur. Türkiye, Atatürk dönemi sonrasında, uzun yıllar yönetimsel olarak vesayet altında kaldı. Yönetim biliminin gerekliliklerinden ve ilkelerinden uzaklaştı. Bu sebeple de beşerî yatırımı yaparak yönetim sisteminin güçlendirmesi ve yeni ağın vizyonu ışığında inşa etmesi gerekiyor. Eğer bunu yapamazsa yeni çağın gelişmekte olan ülkelerinden biri olmaya devam eder. Ciddi ve kapsamlı bir reforma ihtiyaç duyulmaktadır.

Sonuç olarak yeni çağın başlamasıyla dünyadaki oyun değişecek, bu da düzenin sil baştan yeniden oluşmasını sağlayacak. Elbette her yeni başlangıçta olduğu gibi olumlu ya da olumsuz durumlar ya da faktörler ülkeleri, devletleri etkileyecek. Fakat burada başarılı olmanın sırrı geçiş süreci döneminde iyi bir sınav vermekten geçiyor. Bu süreçte devlet yönetim sistemine beşerî yatırımı yapan ve yönetimi, devlet gücü enstrümanları sıralamasında ilk sıraya alan devletler kazanacak. Geçiş süreci dönemi çok iyi okunmalı, gelecek projeksiyonları alternatifli şekilde oluşturularak doğru vizyon yakalanmalıdır. Aksi durumda başarısızlık çok pahalıya patlayacaktır. Türkiye adına krizlerle dolu yılların deneyimini geçiş süreci döneminde kullanarak yeni çağda başarılı olabilir. Fakat yüzyıllardır devlet yönetiminde kronik hale gelen kaht sendromundan kurtulması ve bir daha yakalanmaması gerekiyor.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir