İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yönetimde Körlük

Yönetim, kişinin kendisini yönetmesinden başlayıp milyarlarca insanın olduğu topluluğu yönetmeye kadar giden, skalası çok geniş bir bilimdir. Toplumda herkesi ilgisinin olduğu bir bilimdir. Yönetim biliminin merkezinde insan olduğu için başka bilimlerin çokça etkisi vardır. Bu yüzdendir ki, yönetimin bir bilim mi disiplin mi model mi ya da başka bir şey mi olduğuna karar verilememiş, kimlik arayışı devam etmektedir. Halbuki yönetim bir bilimdir. Hem de insanlığın en eski bilimi. İnancımız gereği insanın yeryüzüne gelişi yani Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın Cennet’ten kovuşu, kendilerini yönetememekten dolayıdır. Eğer ki kendilerini yönetebilselerdi yasak meyveyi yemeyeceklerdi ve cennetten kovulmayacaklardı. İşte yönetim bu kadar eski bir bilimdir. Yönetim bilimi, doğuşuyla birlikte insana verilmiş doğal bir bilimdir. Bu doğal bilimin içerisinde, işi kolaylaştıran ve zorlaştıran doğal olan başka unsurlar da bulunmaktadır. Onlardan biri de yönetmeyi zorlaştıran yönetim körlüğüdür.

İnsan, yönetimi doğmasıyla birlikte edinirken; yönetim körlüğünü de doğmasıyla yaşar. Bu sebepledir ki, insan yaptığı hataları göremez.

Yönetim körlüğü, yöneticilerin, sürekli aynı işleri yapmalarından ya da sistemi uygularken yapılan hataları, aksaklıkları ve yanlışlıkları görememelerinden kaynaklanan soruna denir. Bu yönetimin insana doğuştan verilmesi kadar doğal olan bir durumdur. Yani yönetim pozisyonunda bulunan ve körlüğe kapılmayan birisi yeryüzünde yoktur, olamaz.

Yönetimin bir diğer işlevi de olası ortaya çıkabilecek engelleri aşacak tedbirler almasıdır. Yönetim körlüğü içinde yönetim biliminin aldığı tedbirler elbette vardır. Bu tedbirleri gerektiği gibi yerine getirenlerin yönetim körlüğüne yakalanma ihtimali neredeyse sıfırdır.

Yönetim, dünyada en çok hafife alınan ve olması gerektiği kadar önem verilmeyen bir bilimdir. Çünkü tıpkı ilk insanın kendini yönetememesinden dolayı cennetten kovulmasında olduğu gibi, içindeki ego ve kibir başkasının kendisinden daha iyi yönetebileceğini kabullenmeyi engeller. Bu yüzdendir ki, herkes yönetim konusunda hafife alarak yapabileceğini düşünürken, hiçbir zaman yönetim körlüğüne kapılmayacağını düşünür. Bu yüzdendir ki, başarılı olamaz. Başarısız insanlar, yönetime dair her şeyi bildiğini düşünür; başarılı insanlar ise yönetimde her şeyi bilemeyeceğini kabullenmiştir. Yönetimin araçlarını kullanarak, yönetimsel engelleri aşmanın yolunu da bulmuşlardır. Zaten yönetim öyle bir bilimdir ki, nerede zehirleyeceğini ve o zehrin panzehrini nasıl hazırlayacağını sunar. Fakat yönetimi hiçbir şeye ve kimseye gerek kalmadan yapabileceğini iddia eden başarısız insanlar panzehre de gerek olmadığını düşünür ve nihayetinde belli bir süre sonra mutlaka zehirlenir.

Organizasyonun büyüklüğüne bakılmaksızın yönetimi kuralına göre oynamak gerekir. En küçük organizasyondan en büyük organizasyona kadar bu durum geçerlidir. Küçük organizasyonlarda yönetime gerek yok düşüncesi son derece yanlıştır. Zira organizasyonlar küçükten büyüye doğru gittikçe yönetim kolaylaşır. Çünkü organizasyonlar büyüdükçe insan faktörü azalır ve insanın duygusal yaklaşımı yerini nesnel kurallara bırakır. Büyük organizasyonlarda kurallar geçerlidir. Kimseyi ikna etmek gibi bir durum yoktur. Küçük organizasyonlarda ise kurallara uyulması için kişileri duygusal olarak ikna etmek gerekir. Küçük organizasyonların yönetimi, büyük organizasyonlara göre bu sebeple daha zordur. Yönetim körlüğü, organizasyonun büyüklüğüne bakılmaksızın, bütün organizasyonlarda geçerli bir durumdur.

Yönetim körlüğünün çözümü dışarıdan bir gözün bakıp, doğruları yanlışları, eksikleri ve yapılması gerekenleri söylemesidir. Bu amaçla “danışman” mesleği ortaya çıkmıştır. Danışmanlar, organizasyonda, üçüncü göz ya da dış göz olarak adlandırılırlar. Bu özellikleriyle organizasyonun yönetiminde yapılması gerekenleri çok net şekilde görürler. Yönetim, içinde barındırdığı körlüğü bu şekilde bertaraf edecek bir araç geliştirmiştir. Danışmanlık aracını kullanmayanlar yönetimde körlük yaşamaya mahkumdur. Bu durumdan kurtulmanın başka yolu yoktur.  

Fakat tıpkı yönetimde olduğu gibi, danışmanlık aracı da yanlış kullanılmaktadır. Danışman, organizasyon içinde ama dışında olan ve yönetime ne yapması gerektiğini söyleyen profesyonel bir dış gözdür. Fakat uygulamada çoğunlukla yönetim danışmana ne yapması gerektiğini söylemektedir. Danışmanı, kendisinin organizasyondaki çalışanlara kabul ettiremediği hususları kabul ettirmek için bir maşa olarak görür. Maalesef ki tarafsız ve bağımsız olması gereken danışmanlar da çeşitli kaygılardan dolayı bu duruma alet olmaktadır. Hal böyle olunca yönetimin en büyük yan etkisi olan yönetim körlüğünden kurtulma aracı, etkisizleştirilmektedir. Bu durum genele yayıldığı içinde bugün danışmanlık mesleği hakkında toplumun iyi bir algısı yoktur. Bunun en büyük sebebi danışmanlık sektöründekilerdir.

Devlet yönetiminde de danışmanlık kızak veya pasif bir görevdir. Genellikle adı danışman olan ve sekretaryalıktan öteye gitmeyen iş tanımları ile kavramın içi boşaltılmıştır. Bunun en büyük nedeni, danışmanlık kavramının ciddi bir meslek olarak görülmemesi ve bağlayıcı mesleki standartların ve ehliyetin olmamasıdır.

Bu durumun düzelmesi devlet yönetiminden başlayarak sivil toplum kuruluşlarına ve özel sektöre yayılmalıdır. Bunu bilinçli yönetici ve/veya işverenler sağlamalıdır. Tavsiye alan değil tavsiye veren danışmanlık için ısrarcı olunmalıdır. Aksi durumda devletten sivil topluma, özel sektörden kişinin kendisine kadar olan yönetimde, etkinliğin sağlanması hayal olacaktır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir