(1908–1918 Arası)
Osmanlı İmparatorluğu’nun 1908 ile 1918 arasındaki son on yılı, devlet idaresinin ağır biçimde sarsıldığı, karar alma düzeninin bozulduğu ve merkez ile taşra arasındaki bağın giderek zayıfladığı bir dönem oldu. Bu yıllar çoğu zaman yalnızca savaşlar üzerinden anlatılır. Oysa yaşanan çöküşün temelinde, uzun yıllar boyunca biriken yönetim sorunları, yanlış hesaplar, geciken kararlar ve gerçek durumun tam olarak görülememesi vardı.
1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ilk aşamada büyük heyecan oluşturdu. İstanbul’da gazeteler daha serbest yayımlanmaya başladı, siyasi tartışmalar arttı, meclis yeniden açıldı ve birçok topluluk ortak bir Osmanlı fikrinin tekrar güçlenebileceğine inandı. Fakat kısa süre içinde görüldü ki devletin iç düzeni bu hızlı değişimi taşıyabilecek durumda değildi. Çünkü anayasa yeniden yürürlüğe girse de vilayet düzeni, maliye sistemi, asker sevki, ulaşım ağı ve haberleşme aynı hızla ilerleyemedi.
1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık 24 milyon nüfusa sahipti. Devletin sınırları Trablusgarp’tan Basra’ya, Yemen’den Balkanlar’a kadar uzanıyordu. Böylesine geniş bir coğrafyanın sağlıklı biçimde yönetilebilmesi için güçlü ulaşım yollarına, düzenli mali kaynaklara ve hızlı iletişim ağına ihtiyaç vardı. Ancak devletin elindeki demiryolu uzunluğu yaklaşık 5.700 kilometreydi ve bunun önemli kısmı yabancı şirketlerin kontrolündeydi. Anadolu içlerinde asker sevki bazen haftalar sürüyor, Yemen gibi uzak bölgelerde merkezden gelen emirler çok geç uygulanabiliyordu.
İngiliz tarihçi Erik Jan Zürcher’e göre Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki en büyük sorunlardan biri, siyasi hareketliliğin hızlanmasıyla devlet yönetiminin aynı tempoyu yakalayamamasıydı. Özellikle 1913 sonrasında kararların birkaç kişinin çevresinde toplanması hata payını büyüttü. Feroz Ahmad da İttihat ve Terakki yönetiminin merkezi güçlendirmeye çalışırken taşradaki güven kaybını yeterince göremediğini belirtir.
II. Meşrutiyet Sonrası Yaşanan Sarsıntı
1908 sonrasında devlet kadrolarında hızlı görev değişimleri başladı. Abdülhamid döneminden kalan birçok yönetici sistem dışına itildi. Yerlerine genç ve siyasi olarak İttihatçılara yakın isimler getirildi. Fakat bu kişilerin önemli kısmı geniş devlet deneyimine sahip değildi. Özellikle vilayetlerde ciddi karışıklıklar yaşandı. Aynı şehirde kısa aralıklarla farklı valiler görev yaptı. Bazı bölgelerde merkezden gelen emirlerle yerel şartlar birbirini tutmuyordu.
Aşağıdaki tablo dönemin temel sorunlarını göstermektedir:
| Alan | Yaşanan Sorun |
| Maliye | Gelirlerin düşmesi |
| Ulaşım | Demiryolu eksikliği |
| Ordu | Siyasi gruplaşma |
| Vilayet yönetimi | Sürekli görev değişikliği |
| Haberleşme | Gecikmeli iletişim |
| Tarım | Üretim düşüşü |
| Vergi toplama | Düzen bozulması |
1908 sonrasında yaşanan en büyük yanlışlardan biri, siyasi değişimin devletin tüm alanlarında aynı hızla ilerleyebileceğinin düşünülmesiydi. Oysa taşrada eski alışkanlıklar devam ediyor, yerel eşraf merkezden gelen yeni düzene tam olarak güvenmiyordu. Reformlar genel yayılamadı. Fransız tarihçi François Georgeon, II. Abdülhamid döneminde merkezde toplanan idarenin Meşrutiyet sonrasında gevşediğini fakat yerine dengeli bir düzen kurulamadığını belirtir.
Ordunun Siyasetin İçine Çekilmesi
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki en ağır sorunlardan biri ordunun siyasi çekişmelerin içine girmesi oldu. 1908 sonrasında birçok subay gazete çıkarmaya, siyasi toplantılara katılmaya ve devlet işlerinde doğrudan söz sahibi olmaya başladı. 1913 Babıali Baskını bu sürecin en sert aşamasıydı. Bu olaydan sonra devlet yönetimi büyük ölçüde Enver, Talat ve Cemal Paşa çevresinde toplandı. Alman General Liman von Sanders anılarında Osmanlı ordusunda disiplin sorunlarının arttığını, bazı subayların askerlikten çok siyasetle ilgilendiğini ve emir düzeninin bozulduğunu yazar.
Bu durum şu sonuçları doğurdu:
| Sorun | Sonuç |
| Hızlı terfiler | Deneyimsiz yöneticiler |
| Siyasi sadakat | Liyakat kaybı |
| Grupçuluk | Farklı görüşlerin bastırılması |
| Emir karmaşası | Cephelerde düzensizlik |
Edward J. Erickson’un askerî araştırmalarına göre Balkan Savaşları sırasında Osmanlı ordusunun en büyük sorunu asker sayısının azlığı değil, sevk ve idare bozukluğuydu. Bazı birlikler günlerce yiyeceksiz kaldı. Cephane sevki gecikti. Geri çekilme emirleri zamanında ulaştırılamadı.
Balkan Savaşları ve Büyük Yıkım
1912–1913 Balkan Savaşları Osmanlı Devleti açısından ağır bir sarsıntı yarattı. Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ orduları kısa sürede büyük ilerleme sağladı. Osmanlı ordusu sayı bakımından tamamen zayıf değildi. Fakat Balkan devletleri demiryollarını daha etkin kullandı, sefer düzenini daha hızlı kurdu ve daha planlı hareket etti. Savaş sonunda Osmanlı Devleti Avrupa’daki topraklarının büyük bölümünü kaybetti.
Yaklaşık sonuçlar şöyledir:
| Başlık | Sonuç |
| Kaybedilen toprak | 167 bin km² civarı |
| Göçmen sayısı | 400–500 bin |
| Mali zarar | Çok yüksek |
| Eğitimli nüfus kaybı | Ağır |
| Tarım kaybı | Büyük düşüş |
Selanik’in kaybı özellikle büyük darbeydi. Çünkü şehir hem ticaret merkeziydi hem de eğitimli insan kaynağı bakımından önemliydi. Justin McCarthy’nin çalışmalarına göre Balkan göçleri Anadolu şehirlerinde büyük ekonomik baskı oluşturdu. İstanbul, Bursa, İzmir ve Edirne çevresinde barınma ve gıda sorunu büyüdü.
Aşırı Merkezcilik ve Taşranın Uzaklaşması
1913 sonrasında devlet yönetimi daha sert hale geldi. İstanbul merkezli idare anlayışı güçlendi. Vilayetlerin hareket alanı daraltıldı fakat Osmanlı coğrafyası Yemen, Basra, Hicaz, Şam, Bağdat, Arnavutluk ve Doğu Anadolu gibi birbirinden tamamen farklı bölgelerden oluşuyordu.
Bu bölgelerin sosyal şartları aynı değildi. İstanbul’dan gönderilen tek tip emirler birçok yerde tepki doğurdu. Özellikle Arap vilayetlerinde huzursuzluk büyüdü. Cemal Paşa’nın Suriye’de uyguladığı sert baskılar yerel eşraf ile merkez arasındaki güveni sarstı. Amerikalı tarihçi Eugene Rogan, Arap vilayetlerinde savaş yıllarında uygulanan sert güvenlik yöntemlerinin merkeze olan bağlılığı zayıflattığını belirtmektedir.
Ekonomik Çöküş
Osmanlı Devleti savaşa girdiğinde ekonomik durumu zaten zayıftı. Düyun-u Umumiye gelirlerin büyük bölümünü denetliyordu. Devlet bütçesinin önemli kısmı dış borç faizlerine gidiyordu. 1914 sonrası milyonlarca erkek cepheye gönderildiği için tarım üretimi düştü. Hayvan sayısı azaldı. Demiryolları asker sevki için kullanıldığı için gıda taşımacılığı aksadı.
1914–1918 arasında yaşanan ekonomik tablo şöyledir:
| Alan | Sonuç |
| Buğday üretimi | Büyük düşüş |
| Hayvan varlığı | Azalma |
| Enflasyon | Çok yüksek artış |
| Gıda fiyatları | Birkaç kat yükseliş |
| Vergi toplama | Zayıflama |
Şevket Pamuk’un araştırmalarına göre savaş yıllarında Osmanlı parasının değeri ciddi biçimde düştü. İstanbul’da temel gıda fiyatları savaş öncesine göre yaklaşık dört ila beş kat arttı. Lübnan’da yaşanan kıtlık sırasında on binlerce insan açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Anadolu’da birçok köyde erkek nüfusun önemli kısmı cephelerde olduğu için ekim yapılamadı.
Almanya’ya Yakınlaşma ve Yanlış Hesaplar
1914 sonrasında Osmanlı yönetimi büyük ölçüde Almanya’ya bağlandı. Alman askerî heyeti ordu üzerinde güçlü etki kurdu. Enver Paşa ve çevresi savaşın kısa süreceğini düşündü. Alman zaferinin kesin olduğuna inanıldı.
Fakat şu ihtimaller yeterince hesaba katılmadı:
- Savaş uzarsa ne olacak?
- Ekonomi daha fazla yük taşıyabilir mi?
- Çok cepheli savaş sürdürülebilir mi?
- İnsan kaynağı ne kadar dayanabilir?
Savaş ilerledikçe Osmanlı Devleti aynı anda; Kafkasya, Irak, Çanakkale, Kanal, Filistin ve Hicaz cephelerinde mücadele etmek zorunda kaldı. Bu durum kaynakların hızla tükenmesine yol açtı.
Sarıkamış Felaketi
1914 sonu ile 1915 başındaki Sarıkamış Harekâtı Osmanlı tarihindeki en ağır askerî felaketlerden biri oldu. Yaklaşık 90 bin askerin büyük kısmı donma, açlık, hastalık ve yorgunluk
nedeniyle hayatını kaybetti. En büyük sorunlardan biri bölgenin coğrafi şartlarının yeterince hesaba katılmamasıydı.
Aşağıdaki tablo harekâtın temel problemlerini göstermektedir:
| Sorun | Sonuç |
| Kış şartlarının küçümsenmesi | Büyük kayıp |
| Yetersiz kıyafet | Donma |
| Uzun yürüyüşler | Bitkinlik |
| Haberleşme sorunları | Emir karmaşası |
| Lojistik eksiklik | Açlık |
İngiliz tarihçi Hew Strachan, Sarıkamış’ın yalnızca askerî değil aynı zamanda yönetim hatalarının sonucu olduğunu belirtir.
Bilgi Akışının Bozulması
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında merkez çoğu zaman sahadaki gerçek tabloyu tam olarak göremiyordu. Cephelerden gelen raporlar gecikiyor, filtreleniyor ve bazen olduğundan olumlu gösteriliyordu. Özellikle Filistin, Irak ve Kafkasya cephelerinde bu durum açık biçimde görüldü. Sağlıklı karar verebilmek için doğru istihbarat, hızlı iletişim, güncel mali veri ve gerçek askerî raporlar gerekiyordu. Fakat savaş ilerledikçe bunların önemli kısmı bozuldu.
1908–1918 arasındaki süreç Osmanlı için ağır bir fesih dönemi oldu. Devlet aynı anda hem savaş yürütmeye hem iç düzeni korumaya hem de parçalanmayı durdurmaya çalıştı. Fakat alınan kararların önemli kısmı gerçek şartlarla uyuşmuyordu. Ordunun siyasete çekilmesi, Balkan milliyetçiliğinin yanlış okunması, Almanya’ya aşırı güven duyulması, ekonomik gerçeklerin göz ardı edilmesi ve taşranın merkezden uzaklaşması devletin gücünü giderek azalttı.
1918’de Mondros Ateşkesi imzalandığında Osmanlı İmparatorluğu, mali açıdan tükenmiş, askerî açıdan yıpranmış ve toplumsal açıdan yorulmuş durumdaydı. İmparatorluğun son yılları, yanlış hesapların ve geciken kararların devletleri nasıl ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakabileceğini gösteren tarihsel örneklerden biri olarak kaldı.
Kaynakça
- Feroz Ahmad — İttihat ve Terakki
- Şevket Pamuk — Osmanlı Ekonomisi ve Dünya Kapitalizmi
- İlber Ortaylı — İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
- Sina Akşin — Jön Türkler ve İttihat Terakki
- Halil İnalcık — Devlet-i Aliyye
- Yusuf Hikmet Bayur — Türk İnkılabı Tarihi
- Taner Akçam — İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu
- Justin McCarthy — Ölüm ve Sürgün
- Edward J. Erickson — Ordered to Die
- Eugene Rogan — The Fall of the Ottomans
- Erik Jan Zürcher — Turkey: A Modern History
- Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw — History of the Ottoman Empire and Modern Turkey
- Hew Strachan — The First World War
- Donald Quataert — The Ottoman Empire, 1700–1922
- Donald Bloxham — The Great Game of Genocide
- François Georgeon — Abdülhamid II
- Jean-Paul Roux — Histoire des Turcs
- Robert Mantran — Histoire de l’Empire Ottoman
- Liman von Sanders — Fünf Jahre Türkei
- Carl Mühlmann — Das deutsch-türkische Waffenbündnis
- А. Миллер — Русско-турецкие отношения начала XX века
- Е. Тарле — Первая мировая война и Османская империя