Menü Kapat

Kutsal Metinlerde Yönetici

Yönetmek, insanın eline geçen en büyük imkânlardan biri ve aynı zamanda onun karakterini en hızlı açığa çıkaran sınavdır. Çünkü güç, insanı her zaman değiştirmez; çoğu zaman onun içinde zaten bulunanı büyütür. Merhametli olanın merhametini topluma taşır, adil olanın adaletini kuruma dönüştürür. Fakat aynı güç, kişisel arzularını denetleyemeyen bir insanın elinde korkuyu, ayrımcılığı ve zulmü de devlet düzenine çevirebilir.

Sıradan bir insanın yanlışı çoğu zaman kendi çevresini etkiler. Bir yöneticinin yanlışı ise hiç tanımadığı insanların hayatına, doğmamış çocukların geleceğine ve bazen bir devletin yüzyıllarına kadar ulaşabilir. Bu nedenle yöneticilik, yalnızca daha geniş yetkilere sahip olmak değildir. Yetkinin büyüdüğü yerde sorumluluk da büyür. Kararın etkisi genişledikçe, o kararı veren kişinin taşıması gereken ahlaki yük de ağırlaşır.

Kutsal metinlerin yöneticiler üzerinde ısrarla durmasının sebebi de budur. Kur’ân-ı Kerîm, İncil ve Tevrat yöneticiyi yalnızca toplumu yöneten kişi olarak görmez; elindeki güçle sınanan insan olarak da ele alır. Ona itaat edilmesini isteyen hükümler bulunduğu gibi, onun neye itaat etmesi gerektiğini belirleyen hükümler de vardır. Yönetici halka karşı bir otorite olabilir; fakat adalet, hukuk ve hesap verme sorumluluğu karşısında o da sınırlandırılmıştır.

Bu metinler bugünkü anlamıyla bir yönetim kitabı değildir. Cumhuriyet, monarşi, parlamenter sistem veya başkanlık sistemi arasında tercih yapmazlar. Bakanlıkların nasıl kurulacağını, seçimlerin hangi usulle gerçekleştirileceğini veya devlet teşkilatının kaç kademeden oluşacağını anlatmazlar. Fakat bütün bu sistemlerin içinde bulunacak insanın güçle nasıl bir ilişki kurması gerektiğini açıklarlar. Çünkü yönetim biçimleri değişse de iktidarın insan üzerinde oluşturduğu cazibe pek değişmez.

Kur’ân-ı Kerîm, yöneticinin elindeki yetkiyi bir emanet olarak görür; emanetin ehline verilmesini, insanlar arasında adaletle hükmedilmesini ve kararların istişareyle alınmasını ister. İncil, büyüklüğü insanların üzerinde hüküm sürmekte değil, onlara hizmet etmekte bulur. Tevrat ise kralın askerî gücünü, servetini ve kişisel arzularını sınırlandırır; hükümdarın dahi hukukun üzerinde bulunamayacağını bildirir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Kutsal metinler yöneticiyi kutsamaz; yöneticinin taşıdığı sorumluluğu ağırlaştırır. Makamı ona bir üstünlük belgesi olarak değil, vereceği hesabının daha büyük olduğu bir görev olarak verir. Çünkü kutsal olan iktidarın kendisi değil, iktidarın korumakla yükümlü olduğu adalet, hak ve insan onurudur.

Bu nedenle kutsal metinlerde yöneticiyi ararken yalnızca hükümdar, kral veya önder olarak anılan kişilere bakmak yeterli değildir. Emanetin kime verileceği, yöneticinin nasıl karar vereceği, kimlerle istişare edeceği, kamu malına nasıl yaklaşacağı, adaletten ayrıldığında nasıl uyarılacağı ve sahip olduğu gücün nerede sona ereceği de birlikte değerlendirilmelidir.

Kur’ân-ı Kerîm, İncil ve Tevrat’ta yöneticilere ilişkin olarak yer alan bölümler, farklı zamanlarda ve farklı toplumlara hitap etmiş olsa da aynı temel sorunun etrafında birleşmektedir: İnsan, başkalarını yönetme gücünü elde ettiğinde önce kendisini yönetebilecek midir?

1. Kur’ân-ı Kerîm’de yöneticilerle ilgili bölümler

A. Yöneticilere doğrudan ilke koyan âyetler

ÂyetYönetici açısından anlamı
Nisâ 4/58Kamu görevlerinin ehil kişilere verilmesini ve insanlar arasında adaletle hükmedilmesini emreder. Yönetimin iki temel şartı liyakat ve adalettir. Diyanet: Nisâ 58
Nisâ 4/59Allah’a, peygambere ve “ülü’l-emr” olarak ifade edilen yetkili makamlara itaati düzenler. İhtilafların daha yüksek bir hukuk ve ahlak ölçüsüne götürülmesini ister; böylece yöneticiye itaati sınırsızlaştırmaz.
Nisâ 4/83Güvenlik ve kamu düzeniyle ilgili haberlerin araştırılmadan yayılmamasını, peygambere ve yetkili kişilere götürülmesini ister. Yönetimde bilgi disiplini ve yetkili değerlendirme esastır.
Nisâ 4/105Hz. Muhammed’e insanlar arasında kendisine gösterilen ölçülerle hükmetmesi ve suçluları savunmaması bildirilir. Yöneticinin yakınlık veya baskı nedeniyle haksızı korumaması gerekir.
Âl-i İmrân 3/159Yöneticiye yumuşak davranması, insanları affetmesi, iş hakkında onlara danışması ve karardan sonra kararlılıkla hareket etmesi öğütlenir. Diyanet: Âl-i İmrân 159
Mâide 5/42Hüküm verme durumunda adaletle karar verilmesini ister. Yargılama yetkisi, kişisel veya toplumsal eğilimlere göre kullanılamaz.
Mâide 5/48-49Yöneticinin insanlar arasında hak ve hukukla hükmetmesini, çıkar gruplarının isteklerinin adaleti değiştirmesine izin vermemesini ister.
Şûrâ 42/38Toplumsal işlerin istişareyle yürütülmesini temel bir özellik olarak gösterir. Kararın tek kişilik akla hapsedilmemesi gerekir.
Sâd 38/26Hz. Dâvûd’a insanlar arasında adaletle hükmetmesi, kişisel arzusuna uymaması ve hesap gününü unutmaması emredilir. Yöneticiyi doğrudan muhatap alan en açık âyetlerden biridir. Diyanet: Sâd 26
Hac 22/41İktidar verilen kişilerin toplumsal düzeni koruması, iyiliği yaygınlaştırması ve kötülüğü önlemesi gerektiğini belirtir. İktidar yalnızca yetki değil, ahlaki sorumluluktur.

B. Olumlu yönetici örnekleri

ÂyetlerYönetici örneği ve çıkarılabilecek ilke
Bakara 2/247-251Tâlût’un yöneticiliği üzerinden lider seçiminde servet ve soydan önce bilgi, yeterlilik ve göreve uygunluk öne çıkarılır.
Yûsuf 12/47-55Hz. Yusuf’un kıtlık için hazırlık yapması, üretimi planlaması ve ülkenin hazinelerinden sorumlu olmak istemesi anlatılır. Kriz yönetimi, öngörü ve ekonomik liyakat örneğidir.
Enbiyâ 21/78-79Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’ın bir dava hakkında verdikleri hükümler anlatılır. Yöneticinin meseleyi anlaması, farklı değerlendirmelere açık olması ve hüküm sorumluluğu öne çıkar.
Neml 27/29-35Sebe Melikesi’nin ileri gelenleri toplamadan kesin karar vermemesi anlatılır. İstişare, diplomasi ve savaş kararının aceleyle alınmaması bakımından önemlidir.
Neml 27/36-44Hz. Süleyman’ın diplomatik iletişimi ve Sebe yönetimiyle ilişkisi anlatılır. İstihbarat, elçilik ve savaştan önce iletişim yollarının kullanılması görülür.
Kehf 18/83-98Zülkarneyn’in farklı topluluklarla ilişkileri, suçlu ile masumu ayırması ve bir güvenlik tehdidine karşı kamu yararına set yaptırması anlatılır. Adalet, güvenlik ve altyapı yönetimi örneğidir.

C. Kötü yönetici örnekleri

ÂyetlerYönetim bakımından uyarı
Bakara 2/258İktidarına güvenerek Hz. İbrahim’le tartışan hükümdar üzerinden gücün yöneticiyi hakikatten uzaklaştırması eleştirilir.
Kasas 28/4-6Firavun’un toplumu sınıflara ayırması, belirli kesimleri güçsüzleştirmesi ve korkuya dayalı bir düzen kurması anlatılır. “Böl ve yönet” anlayışının açık örneğidir.
Tâhâ 20/43-44Firavun’un azgınlaşmasına rağmen ona karşı hakikatin uygun bir dille söylenmesi istenir. Zalim iktidar karşısında dahi ilke ve yöntem korunur.
Nâziât 79/23-26Firavun’un kendisini en yüce otorite ilan etmesi, iktidarın kutsallaştırılmasının ve sınır tanımamasının örneğidir.

2. İncil’de yöneticilerle ilgili bölümler

A. Dört İncil’de geçen bölümler

BölümYönetici açısından anlamı
Matta 20:25-28Milletlerin yöneticilerinin insanlar üzerinde tahakküm kurduğu belirtilir; İsa kendi topluluğunda yönetimin böyle olmamasını ister. Büyüklüğün ölçüsü hükmetmek değil, hizmet etmektir.
Markos 10:42-45Yöneticiliği üstünlük kurmak yerine başkalarına hizmet etmek olarak tanımlar. Liderlik ayrıcalık değil, fedakârlık gerektirir.
Luka 22:24-27Kralların insanlar üzerinde egemenlik kurduğu anlatıldıktan sonra, büyük olanın hizmet eden gibi davranması gerektiği belirtilir.
Matta 22:15-22Sezar’a ait sorumluluklarla Tanrı’ya karşı sorumluluk arasında ayrım yapılır. Siyasi otorite kabul edilir fakat insan hayatının tamamının sahibi olarak görülmez. Matta 22
Markos 12:13-17Vergi ve Sezar üzerinden dünyevî otoritenin hakkı ile manevi sorumluluğun alanı birbirinden ayrılır.
Luka 20:20-26Devlete karşı kamusal sorumluluğu kabul ederken devlet otoritesinin mutlaklaştırılmaması gerektiğini gösterir.
Luka 3:12-14Vergi görevlilerine belirlenenden fazlasını almamaları; askerlere zorbalık, iftira ve haksız kazançtan kaçınmaları söylenir. Kamu görevlisinin yetkisini çıkar için kullanması reddedilir.
Matta 23:1-12Dinî önderlerin makamlarını kişisel üstünlük ve gösteriş aracı hâline getirmeleri eleştirilir. Yönetici sözleriyle davranışları arasında tutarlılık taşımalıdır.
Matta 23:23Dinî önderlere adalet, merhamet ve sadakat gibi hukukun özünü ihmal etmemeleri söylenir. Kuralcılık, adaletin yerine geçemez.
Luka 12:42-48Kendisine emanet edilen insanlara kötü davranan sorumlu kişi eleştirilir. Fazla yetki verilen kişiden daha fazla sorumluluk beklendiği belirtilir.
Yuhanna 18:33-38İsa’nın krallığıyla dünyevî siyasi iktidar arasında ayrım yapılır. Manevi otorite, devlet gücüyle aynılaştırılmaz.
Yuhanna 19:10-11Pilatus’un sahip olduğu yetkinin kendiliğinden ve sınırsız olmadığı belirtilir. Siyasi iktidar, kullandığı güçten ahlaken sorumludur. Yuhanna 19

B. İncil’deki olumsuz yönetici örnekleri

BölümYönetim bakımından uyarı
Matta 2:1-18Hirodes’in iktidarını korumak için çocukları öldürtmesi anlatılır. Makamı kaybetme korkusunun yöneticiyi zulme sürüklemesi gösterilir.
Markos 6:17-29Hirodes’in verdiği düşüncesiz bir söz ve çevresinin baskısı sonucunda Yahya’nın öldürülmesi anlatılır. Yöneticinin gururu nedeniyle yanlış kararından dönememesi eleştirilir.
Luka 23:1-25Pilatus’un İsa’da suç bulmadığı hâlde toplumsal baskıya teslim olarak karar vermesi anlatılır. Yöneticinin bildiği doğruyu siyasi baskı karşısında koruyamaması gösterilir.
Yuhanna 18-19Hukuki kanaat ile siyasi çıkar arasında kalan Pilatus’un adaleti koruyamaması, makamın ahlaki cesaret olmadan yeterli olmadığını gösterir.

C. Yeni Ahit’in diğer bölümleri

Bunlar dört İncil’den değildir; fakat Hristiyan kutsal metinlerinin bütünü olan Yeni Ahit içinde yöneticiler hakkında doğrudan hükümler içerir.

BölümYönetim açısından anlamı
Romalılar 13:1-7Kamu otoritesinin düzeni koruma ve kötülüğü sınırlandırma görevi bulunduğunu belirtir. Vergi ödeme ve yönetime saygı yükümlülüğünü açıklar. Romalılar 13
1. Petrus 2:13-17Krala ve valilere saygı gösterilmesini ister; yöneticilerin kötülüğü cezalandırma ve iyiliği koruma görevini vurgular.
1. Timoteos 2:1-2Krallar ve bütün yöneticiler için dua edilmesini ister. Yönetimin amacı toplumun güvenlik ve huzur içinde yaşayabilmesidir.
Titus 3:1-2Yönetime ve yetkililere bağlılık, toplumsal sorumluluk ve barışçıl davranış üzerinde durur.
Elçilerin İşleri 5:29Devlet otoritesine itaatin mutlak olmadığını gösterir. Yöneticinin emri temel inanç ve vicdanla çatıştığında daha yüksek ahlaki sorumluluk öne çıkar.
Vahiy 13Kendisini mutlaklaştıran, korku üreten ve insanlardan sınırsız bağlılık isteyen siyasi gücü sembolik biçimde eleştirir.
Vahiy 18Siyasi iktidar, ekonomik zenginlik ve sömürü arasındaki yozlaşmış ilişkiyi eleştirir.

3. Tevrat’ta yöneticilerle ilgili bölümler

A. Yönetici seçimi, liyakat ve görev dağılımı

BölümYönetici açısından anlamı
Yaratılış 41:33-57Yusuf’un bilgili ve akıllı bir yönetici olarak görevlendirilmesi, üretimi planlaması ve kıtlık için hazırlık yapması anlatılır. Kriz yönetimi ve ekonomik planlama örneğidir.
Çıkış 18:13-26Musa’nın bütün davalara tek başına bakmasının sürdürülemez olduğu belirtilir. Yetenekli, güvenilir ve haksız kazançtan uzak kişilerin farklı yönetim kademelerine atanması istenir.
Yasanın Tekrarı 1:9-18Bilge, anlayışlı ve deneyimli kişilerin önder ve hâkim olarak seçilmesi; küçük davaların alt kademelerde, zor davaların üst makamda görülmesi öngörülür. Yasanın Tekrarı 1
Sayılar 11:16-17 ve 24-30Musa’nın yönetim yükünü paylaşmak üzere yetmiş ileri gelen görevlendirilir. Yönetimin tek kişiye bağlanmaması ve sorumluluğun paylaşılması gerektiği gösterilir. Sayılar 11

B. Yargıçlar ve kamu görevlileri

BölümYönetici açısından anlamı
Çıkış 23:1-9Yalan haber, yalancı tanıklık, çoğunluğun baskısıyla hüküm verme, tarafgirlik ve rüşvet yasaklanır.
Yasanın Tekrarı 16:18-20Şehirlerde hâkimler ve görevliler atanmasını; adaletin bozulmamasını, kimsenin kayırılmamasını ve rüşvet alınmamasını ister.
Yasanın Tekrarı 17:8-13Yerel makamların çözemediği davaların daha yüksek bir yargı merciine götürülmesini düzenler. Kademeli yargı sistemi kurulur.
Yasanın Tekrarı 19:15-21Bir kişinin tek şahitle mahkûm edilmemesini, iki veya üç şahidin aranmasını ve yalancı tanığın cezalandırılmasını öngörür.
Yasanın Tekrarı 25:1-3Hâkimlerin suçsuzu aklaması, suçluyu cezalandırması ve cezayı insan onurunu yok edecek ölçüye vardırmaması istenir.

C. Kralın görevleri ve sınırları

Yasanın Tekrarı 17:14-20

Tevrat’ta yöneticilerle ilgili en merkezî bölüm budur. Kralın:

  • Toplumun içinden seçilmesi,
  • Aşırı askerî güç biriktirmemesi,
  • Halkı eski bağımlılık düzenine geri götürmemesi,
  • Çok sayıda eş edinerek kişisel arzularının etkisine girmemesi,
  • Aşırı altın ve gümüş biriktirmemesi,
  • Kutsal Yasa’nın bir nüshasını yanında bulundurması,
  • Hukuku hayatı boyunca okuyup uygulaması,
  • Kendisini halkından üstün görmemesi istenir. Böylece kral, hukukun sahibi değil; hukuka bağlı bir yönetici olarak konumlandırılır. Yasanın Tekrarı 17

D. Yöneticinin hesap verebilirliği

BölümYönetici açısından anlamı
Levililer 4:22-26Bir önderin günah işlemesi hâlinde sorumluluktan muaf olmadığı belirtilir. Makam, yöneticiyi hatasının sonuçlarından kurtarmaz.
Sayılar 20:7-12Musa ve Harun’un kendilerine verilen buyruğa uymamaları nedeniyle sonuçlarla karşılaşmaları anlatılır. En yüksek önder dahi hesap verebilirliğin dışında değildir.
Çıkış 22:28Halkın yöneticisine hakaret etmemesi istenir. Yöneticiye saygı korunurken diğer bölümlerde yöneticinin de hukuka bağlı olduğu gösterilir.

E. Yönetimin devamlılığı ve yetki devri

BölümYönetici açısından anlamı
Sayılar 27:15-23Musa’dan sonra Yeşu’nun görevlendirilmesi anlatılır. Toplumun başsız kalmaması ve yönetim devrinin önceden hazırlanması esastır.
Yasanın Tekrarı 31:1-8Musa’nın görevini Yeşu’ya devretmesi ve halkın önünde onu cesaretlendirmesi anlatılır. Yetki devrinin açık ve kurumsal biçimde yapılması gösterilir.
Yasanın Tekrarı 31:9-13Hukukun belirli dönemlerde halkın tamamına okunması istenir. Yönetimin dayandığı kurallar yalnızca yöneticinin bildiği gizli hükümler değildir.

Kutsal kitapların yöneticiler için çıkarılabilecek ortak hükmü şudur:

Yöneticiye yetki verilir; fakat yetki sınırsız bırakılmaz. Kur’ân yöneticiyi adalet ve emanetle, İncil hizmet ve tevazuyla, Tevrat ise hukuk ve kurumsal sınırlarla karşı karşıya getirir.

Kur’ân-ı Kerîm, İncil ve Tevrat’ta yöneticilerle ilgili bölümler birlikte okunduğunda karşımıza tek bir devlet modeli çıkmaz. Fakat nasıl bir yönetici olunması ve nasıl bir yönetici olunmaması gerektiğine ilişkin güçlü bir ölçü ortaya çıkar. Kur’ân-ı Kerîm yöneticinin karşısına emaneti ve adaleti koyar. İncil, yöneticinin karşısına hizmeti ve tevazuyu çıkarır. Tevrat ise yöneticiyi hukukla ve kurumsal sınırlarla kuşatır. Biri emanetin ehline verilmesini ister, biri büyük olanın hizmet eden gibi davranmasını söyler, diğeri kralın hukuku sürekli yanında taşımasını ve kendisini halkından üstün görmemesini emreder. Kelimeler farklıdır; fakat yön aynıdır. Yönetici, kendisinden daha büyük bir ölçünün altında bulunmalıdır.

Kutsal metinlerin bu yaklaşımı, yöneticinin iyi niyetli olmasını gerekli görür; fakat yönetimi yalnızca iyi niyete bırakmaz. Çünkü iyi niyet insanın içinde bulunur, adalet ise kurumlara yerleştiğinde kalıcı hâle gelir. Adil bir yönetici önemlidir; fakat adaleti yöneticinin kişisel tercihine bırakmayan bir sistem daha önemlidir. Liyakatli bir insan değerlidir; fakat kamu görevlerini liyakatsiz kişilere kapatan bir düzen daha kalıcıdır. Bugünün devletlerinde kutsal metinlerde yer alan bu ilkelerin kurumsal karşılıkları vardır. Emanetin ehline verilmesinin karşılığı liyakattir. Adaletle hükmetmenin karşılığı bağımsız ve tarafsız yargıdır. İstişarenin karşılığı ortak akla dayalı karar mekanizmalarıdır. Hizmet anlayışının karşılığı vatandaş odaklı yönetimdir. Kralın hukukla sınırlandırılmasının bugünkü karşılığı ise hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, denetim ve hesap verebilirliktir.

Bu ilkeler yönetimsel sistemlere dönüşmediği sürece kutsal sözler duvarlarda asılı kalır, yönetim ise kişilerin arzularına göre yürümeye devam eder. Adalet hakkında konuşulur; fakat adil bir yargı kurulmaz. Liyakatin önemi anlatılır; fakat görevler yakınlara dağıtılır. İstişare övülür; fakat kararlar kapalı kapılar ardında tek elden alınır.  Oysa kutsal metinlerin yöneticiden beklediği şey, iktidarını sürekli göstermesi değil; gerektiğinde onu sınırlayabilmesidir. Her istediğini yapabilmek güç olabilir, fakat yapabileceği hâlde haksızlıktan vazgeçebilmek yönetim ahlakıdır. Çünkü bir yöneticinin gerçek seviyesi, yetkisini ne kadar genişlettiğiyle değil, o yetkiyi hangi ölçüye bağlı kalarak kullandığıyla anlaşılır.

Bir organizasyondaki yöneticinin olabilecek en büyük yanılgısı, devlet adına kullandığı yetkiyi kendisine ait sanmasıdır. Oysa makam kişiye ait değildir; kişi bir süreliğine makama aittir. Kamu malı yöneticinin serveti, devletin kurumları onun özel çevresi, halkın itaati de şahsına verilmiş sınırsız bir onay değildir. Bütün bunlar korunması ve kendisinden sonrakilere eksiltilmeden devredilmesi gereken emanetlerdir.

Yöneticilik yalnızca başkalarına yön vermek değildir. Önce kendi arzusuna sınır koymak, öfkesini yönetmek, yakınlarına ayrıcalık tanımamak, eleştiriye tahammül etmek ve gerektiğinde verdiği karardan dönebilmektir. Kendini yönetemeyen bir insanın elindeki devlet gücü, zamanla toplumu da yönetilemez hâle getirir.

Sonuçta kutsal metinlerin yöneticilere yönelttiği asıl soru, hangi makamda oturdukları değildir. O makamda otururken neye dönüştükleridir. Yönetici kendisini hukukun üzerine çıkardığında yalnızca yetki büyür; devlet küçülür. Yönetici kendisini adaletin altına koyduğunda ise yalnızca makam değil, medeniyet yükselir.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Dünya ve Gelecek, Yönetim ve Organizasyon

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir