Menü Kapat

Yönetişimden Yönetim Ekosistemine

Yeni Çağın Yönetim Arayışı

Her dönem kendi sorunlarını çözmek için yeni yönetim anlayışları ortaya çıkarmıştır. Toplumların yapısı değiştikçe, devletlerin sorumluluk alanları genişledikçe ve dünyanın işleyişi daha karmaşık hale geldikçe geçmişin başarılı yöntemleri geleceğin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaya başlamıştır. Yönetim düşüncesinin tarihsel gelişimi de aslında insanlığın değişen şartlara uyum sağlama arayışının bir sonucudur.

Bu değişim sürecinin önemli aşamalarından biri yönetişim yaklaşımı olmuştur. Geleneksel yönetim anlayışlarında devlet, çoğunlukla karar alan ve uygulayan temel güç olarak görülürken yönetişim anlayışı bu bakışı değiştirmiştir. Bir ülkenin geleceğinin yalnızca devlet kurumlarının kararlarıyla şekillenemeyeceğini, özel sektörün üretim kabiliyetinin, akademinin bilgi birikiminin, sivil toplumun toplumsal etkisinin ve vatandaşların katkısının da yönetim süreçlerinin bir parçası olması gerektiğini ortaya koymuştur.

Yönetişimin oluşturduğu bu dönüşüm, kendi dönemi açısından önemli bir ihtiyacın cevabı olmuştur. Çünkü modern dünyada devletlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar tek boyutlu olmaktan çıkmıştır. Ekonomiden teknolojiye, eğitimden çevreye, güvenlikten toplumsal gelişime kadar birçok alanda farklı bilgi kaynaklarına ve farklı aktörlerin katkısına ihtiyaç duyulmuştur. Bu süreçte katılım, iş birliği, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi kavramlar yönetim anlayışının temel unsurları arasına girmiştir.

Fakat zaman içinde ortaya çıkan yeni gerçeklik, yönetimin yalnızca daha fazla aktörü sürece dahil etmekten ibaret olmadığını göstermiştir. Bir ülkede çok sayıda kurumun, kuruluşun ve paydaşın bulunması önemli bir güçtür; ancak bu gücün nasıl yönlendirildiği daha belirleyici hale gelmiştir. Aynı masada olmak, aynı hedefe yürümek anlamına gelmez. Katılım ortak akla, ortak akıl stratejiye, strateji de ortak geleceğe dönüşmediğinde beklenen yönetim başarısı ortaya çıkmayabilir.

Bir orkestrada çok sayıda enstrümanın bulunması tek başına etkileyici bir müzik oluşturmaz. Her enstrüman kendi alanında güçlü olabilir fakat ortaya anlamlı bir eser çıkması için bütün seslerin aynı uyum içinde birleşmesi gerekir. Ülkelerin yönetimi de benzer bir mantıkla çalışır. Devlet güçlü olabilir, özel sektör gelişebilir, akademi bilgi üretebilir, sivil toplum aktif olabilir ancak bütün bu unsurlar ortak bir gelecek anlayışı içinde buluşmadığında ortaya çıkan toplam güç sınırlı kalır.

Yönetim Ekosistemi yaklaşımı tam olarak bu noktada yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Yönetimi sadece aktörlerin varlığı üzerinden değil, aktörler arasındaki ilişkinin kalitesi üzerinden değerlendirir. Devlet, özel sektör, akademi, sivil toplum ve bireyi birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, ülkenin toplam yönetim gücünü oluşturan birbirini tamamlayan parçalar olarak ele alır.

Yönetim anlayışlarının tarihsel gelişimi incelendiğinde aslında her yeni yaklaşımın, önceki dönemin eksik bıraktığı alanlara cevap vermeye çalıştığı görülmektedir. Geleneksel yönetimden yönetişime, yönetişimden Yönetim Ekosistemi ve Yönetim Nesilleri anlayışına geçiş bu gelişimin doğal sonucudur.

TABLO: Yönetim Yaklaşımlarının Gelişim Süreci

Yönetim YaklaşımıTemel Bakış AçısıGüçlü YönüSınırlı Kalan AlanGelecek İhtiyacı
Geleneksel YönetimDevlet merkezli karar ve uygulamaDüzen oluşturma, otorite ve uygulama gücüDiğer aktörlerin bilgi ve katkısından yeterince yararlanamamaKatılımın artırılması
YönetişimDevlet, özel sektör, sivil toplum, akademi ve vatandaş katılımıÇok aktörlü yönetim ve ortak akıl arayışıAktörler arasında ortak hedef ve bütünleşme sorunu oluşabilmesiYönetim ekosisteminin kurulması
Yönetim EkosistemiBütün aktörlerin birbirini tamamlayan yönetim unsurları olarak görülmesiİlişki, uyum, koordinasyon ve toplam yönetim gücü oluşturmaOluşan gücün hangi gelecek seviyesine taşınacağının belirlenmesiYönetim seviyesinin yükseltilmesi
Yönetim NesilleriYönetimin gelişmişlik seviyesini ve gelecek hedefini belirlemeİnsan, devlet, ülke ve medeniyet hedeflerini bütünleştirmeSürekli gelişim ihtiyacıDaha ileri yönetim seviyelerine ulaşma

Tablo incelendiğinde yönetim anlayışlarının birbirini tamamen ortadan kaldıran yaklaşımlar olmadığı, her yeni dönemin önceki dönemin eksik bıraktığı alanları tamamlayarak ilerlediği görülmektedir. Geleneksel yönetim, devletin düzen oluşturma ve karar alma gücünü merkeze almış; yönetişim yaklaşımı bu anlayışı genişleterek farklı aktörlerin yönetim süreçlerine katılmasını sağlamıştır.

Ancak yeni çağda temel mesele yalnızca yönetim sürecine kimlerin katıldığı değildir. Asıl belirleyici unsur, katılan bütün aktörlerin hangi ortak hedef doğrultusunda hareket ettiği ve ortaya çıkan toplam gücün nasıl yönetildiğidir. Çünkü çok sayıda güçlü parçanın bulunması, güçlü bir bütün oluşacağı anlamına gelmez. Güçlü bütünler, parçalar arasında doğru ilişki ve ortak yön oluşturulduğunda ortaya çıkar.

Yönetim Ekosistemi yaklaşımı bu noktada yönetişimin açtığı alanı daha ileri taşıyarak aktörlerin varlığından çok aralarındaki bağı ve oluşturdukları toplam değeri esas almaktadır. Yönetim Nesilleri ise bu bütünleşmiş yönetim gücünün hangi seviyeye ulaşacağını ve ülkelerin gelecekte nasıl bir yönetim kapasitesine sahip olması gerektiğini açıklamaktadır.

Böylece yönetim anlayışının gelişimi devlet merkezli yapıdan katılıma, katılımdan bütünleşmeye, bütünleşmeden ise gelecek ve medeniyet hedefi oluşturabilen daha ileri yönetim seviyelerine doğru ilerlemektedir.

Çünkü geleceğin dünyasında başarı, yalnızca güçlü kurumlara sahip olmakla değil, bu kurumların birlikte nasıl çalıştığıyla ortaya çıkacaktır. Bilginin nasıl üretildiği, karar süreçlerine nasıl aktarıldığı, kaynakların nasıl yönlendirildiği ve bütün unsurların hangi gelecek hedefi etrafında birleştiği ülkelerin yönetim kalitesini belirleyen temel faktörlerden biri olacaktır.

Bu noktada Yönetim Nesilleri yaklaşımı, Yönetim Ekosistemi anlayışını daha ileri bir seviyeye taşıyarak ülkelerin yalnızca mevcut yönetim biçimini değil, ulaşmak istedikleri gelecek seviyesini de değerlendirmektedir. Çünkü yönetim sadece bugünün sorunlarını çözme faaliyeti değildir. Yönetim aynı zamanda geleceği tasarlama, ülkenin potansiyelini ortaya çıkarma ve sahip olunan gücü uzun vadeli hedeflere dönüştürme kabiliyetidir.

Geçmiş dönemlerde ülkelerin gelişmişliği daha çok sahip oldukları kaynaklarla ölçülürken yeni çağda kaynakları yönetme becerisi daha önemli hale gelmektedir. Aynı insan kaynağına, aynı teknolojiye veya benzer ekonomik imkânlara sahip ülkelerin farklı sonuçlara ulaşmasının temelinde yönetim anlayışları arasındaki fark bulunmaktadır. Geleceğin rekabeti yalnızca ülkelerin neye sahip olduğu üzerinden değil, sahip olduklarını hangi yönetim seviyesiyle değerlendirdiği üzerinden şekillenecektir.

Yönetişim, yönetim tarihinde önemli bir aşamayı temsil etmektedir. Çok aktörlü düşünme anlayışını geliştirerek devlet yönetiminin daha geniş bir zeminde ele alınmasına katkı sağlamıştır. Ancak yeni çağın ihtiyaçları artık sadece çok aktörlü katılımı değil, bütün aktörlerin ortak hedef doğrultusunda bütünleşmesini gerektirmektedir.

Yönetim Ekosistemi ve Yönetim Nesilleri yaklaşımı, yönetişimin kazandırdığı katılım anlayışını daha kapsamlı bir seviyeye taşıyan yeni bir yönetim bakışı sunmaktadır. Geleceğin güçlü ülkeleri yalnızca farklı aktörleri bir araya getiren ülkeler değil, bu aktörlerden ortak akıl, ortak hedef ve ortak gelecek oluşturabilen ülkeler olacaktır. Çünkü yeni dönemde asıl mesele birlikte karar almak kadar birlikte yön oluşturabilmek, birlikte üretmek ve birlikte geleceği inşa edebilmektir. Yönetimin geleceği, parçaların varlığından daha çok parçaların oluşturduğu bütünün gücüyle şekillenecektir.

Kaynakça

Bu çalışma, klasik anlamda bir literatür taraması, derleme ya da ampirik analiz niteliği taşımamaktadır. Metin, doğrudan birincil veya ikincil akademik kaynaklardan alıntı yapma pratiğine dayanmak yerine; yazarın uzun yıllara yayılan düşünsel üretimi, devlet yönetimi alanındaki saha gözlemleri ve kuramsal soyutlama çabalarının bir sonucu olarak ortaya konulmaktadır.

Bu yaklaşım, çalışmanın literatürden kopuk olduğu anlamına gelmez. Aksine metin; siyaset bilimi, kamu yönetimi ve yönetim teorileri alanlarında hâkim olan normatif çerçeveler ile uygulama temelli modeller arasındaki yapısal kopukluğu temel problem alanı olarak ele almakta ve bu kopukluğu aşan bütüncül bir model önermektedir.

Çalışma, mevcut literatürü yeniden üretmek yerine; onun parçalı analizlerini, sınırlı açıklama gücünü ve uygulama düzeyindeki yetersizliklerini aşmayı amaçlayan kurucu bir teorik çerçeve ortaya koyar. Bu yönüyle metin, literatüre bağımlı bir açıklama çabası değil; literatürle eleştirel bir diyalog kurarak onu yeniden tanımlayan ve dönüştüren bir model geliştirme girişimidir.

Dolayısıyla bu çalışma, belirli bir literatürü yorumlayan bir metin değil; belirli bir problem alanına doğrudan müdahale eden ve bu alanda yeni bir teorik zemin inşa eden özgün bir kuramsal yapı olarak konumlandırılmalıdır. Kaynakça bölümünün sınırlı tutulması, bir eksiklik değil; çalışmanın metodolojik tercihi ve kurucu niteliğinin doğal bir sonucudur.

Posted in Devlet Yönetimi Sistemleri, Dünya ve Gelecek

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir